Hukukî Açıdan, Özellikle Koruma Amacıyla Özgürlüğün Kısıtlanmasına İlişkin Hükümler Çerçevesinde Zorla Tedavi

Zwangsbehandlung aus rechtlicher Sicht, insbesondere im Rahmen der Bestimmungen über die fürsorgerische Freiheitsentziehung

Selma Hülya İmamoğlu

Zorla tedavi, kişinin açıkladığı iradesine karşı veya en azından geçerli bir rızası olmaksızın onun bedenine veya ruhuna yönelik tıbbi müdahaleyi ifade eder. Zorla tedavi, hastanın yararına olsa da onun kendisi hakkında bizzat karar verme hakkını ve vücut bütünlüğünü ihlal etmektedir. Burada kişinin anayasa ile teminat altına alınan temel haklarına da yönelik bir müdahale söz konusu olmaktadır. Bu sebeple zorla tedavinin ancak istisnai hallerde ve bir kanun hükmüne dayanarak gerçekleştirilmesi gerekir. Bu yönde zorla tedavide ölçülülük ilkesi de geçerlidir.

TMK 432 I hükmüne göre akıl hastalığı, akıl zayıflığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, ağır tehlike arz eden bulaşıcı hastalık veya serserilik sebeplerinden biriyle toplum için tehlike oluşturan her ergin kişi, kişisel korunmasının başka şekilde sağlanamaması halinde, tedavisi, eğitimi veya ıslahı için elverişli bir kuruma yerleştirilir veya alıkonulabilir. Koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanmasına ilişkin bu hüküm, zorla tedavi için gerekli hukuki temeli oluşturmamaktadır. Zira sözü edilen hüküm, içerik itibarıyla yeterince açık değildir. Burada zorla tedavinin uygulanma şartları düzenlenmiş değildir. Kişinin hukuki durumuna son derece ağır bir müdahale teşkil eden zorla tedavi, ancak uygulanma şartlarının açık bir şekilde belirlendiği bir kanun hükmü temelinde gerçekleşebilir.

Zorla tedavi, Kişinin Kendisi Hakkında Bizzat Karar Verme Hakkı, Kişisel Korunma, Koruma Amacıyla Özgürlüğün Kısıtlanması, Ölçülülük İlkesi.

Zwangsbehandlung ist der ärztliche Eingriff in den Körper oder die Psyche der Person, der gegen den Willen der Person oder wenigstens ohne deren Einwilligung vorgenommen wird. Die Zwangsbehandlung verletzt das Selbstbestimmungsrecht des Patienten und seine körperliche Integrität, selbst wenn sie im Interesse des Patienten liegt. Es geht hier um auch einen Eingriff in die Grundrechte der Person, die in der Verfassung verankert sind. Deswegen muss die Zwangsbehandlung nur in Ausnahmefällen und in Anlehnung an eine gesetzliche Bestimmung vorgenommen werden. In dieser Richtung gilt bei der Zwangsbehandlung auch der Grundsatz der Verhältnismässigkeit.

Nach dem Artikel 432 Abs. 1 des türkischen Zivilgesetzbuches darf jede mündige Person, die wegen Geisteskrankheit, Geistesschwäche, Trunk- oder Rauschgiftsucht, ernshaft bedrohlicher ansteckender Krankheit oder Landstreicherei eine Gefahrenquelle für die Öffentlichkeit bildet, zwecks Behandlung, Erziehung oder Verbesserung in einer geeigneten Einrichtung untergebracht oder zurückbehalten werden, wenn ihr die nötige persönliche Fürsorge nicht anders erwiesen werden kann. Diese Bestimmung betreffend die fürsorgerische Freiheitsentziehung stellt keine erforderliche rechtliche Grundlage für die Zwangsbehandlung dar. Denn die sogenannte Bestimmung ist inhaltlich nicht hinreichend klar. Hier sind die Voraussetzungen, unter welchen die Zwangsbehandlung angeordnet werden kann, nicht geregelt. Die Zwangsbehandlung, die einen so schweren Eingriff in den rechtlichen Zustand der Person darstellt, darf nur auf einer gesetzlichen Grundlage erfolgen, die die Voraussetzungen einer Zwangsbehandlung klar bestimmt.

Zwangsbehandlung, Selbstbestimmungsrecht, persönliche Fürsorge, fürsorgerische Freiheitsentziehung, Grundsatz der Verhältnismässigkeit.

I. GİRİŞ

Zorla tedavi, kişinin açıkladığı iradesine karşı veya en azından geçerli bir rızası olmaksızın, bedenine veya ruhuna yönelik tıbbî müdahaleyi ifade eder1. Burada kişinin sahip olduğu kişilik değerlerinden vücut bütünlüğünün ihlâli söz konusu olmaktadır2. Aslında zorla tedavi suretiyle öncelikle kişinin kendisi hakkında bizzat karar verme (kendi geleceğini belirleme) hakkı ihlâl edilmektedir3. Diğer taraftan zorla tedavi, AY. m.17’de yer alan kişi dokunulmazlığı ilkesine de aykırıdır. Bu sebeple, zorla tedavinin hukukî yönü, özellikle hangi şartlar altında hukuka uygun olabileceği incelenmesi gereken önemli bir mesele olarak ortaya çıkmaktadır.

TMK. m.432/I hükmüne göre akıl hastalığı, akıl zayıflığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, ağır tehlike arz eden bulaşıcı hastalık veya serserilik sebeplerinden biriyle toplum için tehlike oluşturan her ergin kişi, kişisel korunmasının başka şekilde sağlanamaması halinde, tedavisi, eğitimi veya ıslahı için elverişli bir kuruma yerleştirilir veya alıkonulabilir. Burada kişinin içinde bulunduğu zayıflık hali dolayısıyla ihtiyaç duyduğu korunmanın sağlanabilmesi için, onun iradesine karşı veya iradesi olmaksızın bir kuruma yerleştirilmesi suretiyle özgürlüğünün kısıtlanması söz konusu olmaktadır4. Bu sebeple, koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanmasını öngören bu hüküm çerçevesinde de zorla tedaviye ilişkin olarak şu mesele ortaya çıkmaktadır: Koruma amacıyla özgürlüğün tedavi için kısıtlanması halinde uygun bir kuruma, meselâ bir sağlık kliniğine yerleştirilen kişiye zorla tedavi uygulanabilecek midir? Şu halde burada koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanmasına ilişkin olarak Medenî Kanunda öngörülen düzenlemenin, bu yönde zorla tedavi için de hukukî bir temel oluşturup oluşturmadığı incelenmelidir.

Çalışmada yukarıda ortaya konulan iki mesele, özellikle erişkinlere yönelik zorla tedavi bağlamında ele alınmıştır. Ancak konunun daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla, daha önce tıbbî müdahale kavramı ve tıbbî müdahaleye ilişkin esaslar üzerinde durulmalıdır. Aşağıdaki açıklamalar bu amaca yöneliktir.

;