La Bruyére’nin “Karakterler”inde 
Avukatlar…

Remzi ÖZMEN

I. Giriş

Bir önceki sayıda olduğu gibi bu sayıda da, yine bir alıntı var; La Bruyére’in “Karakterler” adlı yapıtında avukatlar üzerine yazdıkları…(*)1 

II. Alıntılar

1) “Kent insanı, köy ve kır hayatı konusunda fazla ilgisizdir; keten veren bitkiyle kenevirinkini, has buğdayla çavdarı pek ayırt edemez; buğdayla çavdar karışımı melez aşlığı, ne buğdaydan ne de çavdardan ayırabilir; sadece yiyip içmekle, giyinip kuşanmakla yetinir. Çoğu burjuvalara, sürülüp ekilmiş topraklardan, kesilmesi yasaklanan ağaçlardan, daldırma çubuğundan, biçilip yeniden süren yeşillikten sakın söz etmeye kalkmayın: dinlemezler sizi; bu konuşmalarınız Fransız dilinden değildir. Kimi insana kumaşın kulacından, çizelgelerinden, ya da para eden topraktan, söz açmalısınız; kimisine de yoklama usulünden, dilekçeden, maaşlardan, dava naklinden söz etmelisiniz. Bu kişiler, dünyayı, en az güzel olan yanlarıyla, daracık taraflarıyla tanırlar; doğadan habersizdirler, onun ne başlangıcından, ne evriminden, ne zenginliklerinden ne de sonsuzluğundan haberleri vardır. Bu konulardan habersiz oluşları çoğu zaman bilinçlidir. Öylesine aşağılık hukukçular vardır ki, karanlık, isli çalışmalarla, hileli davalarla, akılları daha da kararır; havanın, gökyüzünün tadını çıkaran, toprağı sürüp zamanında ekip biçen, bereketli ürünler alan çiftçilerle kendilerini bir tutmazlar; onlar, ilk çağ ya da ilk peygamberlerden, onların kır hayatından, dengeli yaşayışlarından söz edildi mi, henüz büro, memurluk, başkanlık bulunmayan bu çağlarda, nasıl yaşanabileceğine şaşarlar; insanların mahkeme kaleminden, savcılık odalarından, mahkeme lokantalarından yoksun olarak yaşayabileceklerine akıl erdiremezler.”3

2) “Antagoras’ın yüzünü herkes tanır, bilir: Bir kilise kavası, mihrabı süsleyen bir aziz heykeli bile onun kadar tanınmaz. O her sabah parlamentonun odalarını, bürolarını dolaşır; akşam olunca da kentin sokaklarını, meydanlarını arşınlar. Kırk yıldan beri davalara çıkar ama ömrünün sonuna gelmiş, hiçbirinin içinden çıkamamıştır. Bunca yıldır, kendisine ne bir önemli dava, ne de uzun ve karışık bir mahkeme evrakı teslim edilmiştir; zaten o da böyle bir işe girişmemiştir. Avukat ağzına yakışan, davacının ve savunucunun adına uyan, kısa ve anlamlı bir ad taşır o. Herkesle sıkı fıkı konuşur ama kimse onu sevmez; o her aileden yakınırken, herkes de ondan yaka silker. Durmadan ya bir toprağa haciz koymaya, ya bir mühre itirazda bulunmaya, ya bir committimus’tan yararlanmaya ya da hacizli bir satışı durdurmaya çalışır; ama gene de her gün alacaklılar toplantısında hazır bulunur. Onu, Marais’te bir evde görürsünüz ama çok geçmez, büyük Fauborg’da yeniden karşınıza çıkar ve size davadan söz açar. Siz savunmanızı kendiniz yapmak istersiniz; erkenden, güneş doğarken yargıçlardan biriyle konuşmanız gerekiyordur; ama yargıç sizinle buluşabilmesi için, Antagoras’ı başından savabilmeyi beklemektedir.”4

;