Tutukluluğa İtiraz İncelemesinde
 Cumhuriyet Savcısı Görüşünün 
Şüpheliye / Sanığa Bildirilmemesi, 
Hak İhlaline Neden Olabilir mi?

Akif YILDIRIM

I. Ön Açıklamalar

Anayasa’nın 36’ncı maddesinde herkesin “iddia” ve “savunma” haklarına da sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’nın anılan maddesinde, “adil yargılanma” ibaresinden ayrı olarak “iddia” ve “savunma” ifadelerine birlikte yer verilmiştir. Dolayısıyla, Anayasa’nın 36’ncı maddesinin -adil yargılanma hakkından bağımsız olarak- taraflara iddialarını ve savunmalarını mahkeme önünde dile getirme fırsatı tanınması gerektiği anlamını da içerdiği söylenebilir.

Anayasa Mahkemesine göre;

“Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında, serbest bırakılmayı sağlamak amacıyla başvurulacak yerin bir yargı mercii olması öngörülmüş olduğundan işin doğası gereği burada yapılacak incelemenin yargısal bir niteliği bulunmaktadır. Yargısal nitelikteki bu inceleme sırasında adil yargılanma hakkının bütün güvencelerinin sağlanması her zaman mümkün değilse de başvuruya konu tutmanın niteliğine ve koşullarına uygun olan somut güvencelerin sağlanması gerekir”(*)1

Bu bağlamda tutukluluk hâlinin devamının veya serbest bırakılma taleplerinin incelenmesinde adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden olan “silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkelerine riayet edilmelidir2 .

Anayasa Mahkemesine göre, silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddialarını ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelir3 . Bu bağlamda Cumhuriyet savcısının görüşlerine etkili bir şekilde cevap verebilme imkânı, kural olarak bundan haberdar olunması halinde mümkün olabilir4 .

Çelişmeli yargılama ilkesi ise, silahların eşitliği ilkesi ile yakından ilişkili olup bu iki ilke birbirini tamamlar niteliktedir. Çelişmeli yargılanma hakkı, kural olarak, bir hukuk ya da ceza davasında tüm taraflara, gösterilen kanıtlar ve sunulan görüşler hakkında bilgi sahibi olma ve bunlarla ilgili görüş bildirebilme imkânı vermektedir5 . Bu bakımdan, mahkemece taraflara delillere karşı çıkma imkânı verilmemesi, yargılama faaliyetinin hakkaniyete aykırı hale gelmesine neden olabilecektir. Zira çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edilmesi durumunda, davasını savunabilmesi açısından taraflar arasındaki denge bozulacaktır6 .

6459 sayılı Kanunun 20’nci maddesiyle 17.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 270’inci maddesine eklenen fıkraya göre; 101 ve 105’inci maddeler uyarınca yapılan itiraz üzerine Cumhuriyet savcısından görüş alınması durumunda, bu görüş şüpheli, sanık veya müdafiine bildirilir.” Anılan hükmün gerekçesinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ihlal kararlarının bir gereği olarak, ceza muhakemesinde silahların eşitliğinin sağlanması amacıyla tutukluluğa yapılan itirazlarda, Cumhuriyet savcısının görüşünün alınması durumunda, alınan bu görüşün şüpheliye, sanığa veya müdafiine bildirilmesinden sonra itiraz hakkında karar verileceği belirtilmiştir7 .

Anayasa Mahkemesi de birçok kararında, özellikle tutukluluk ve/veya tutukluluğa itiraz incelemeleri sırasında alınan savcılık görüşünün şüpheliye/sanığa veya müdafiine bildirilmemiş olmasının Anayasa’nın 19’uncu maddesinin sekizinci fıkrasının ihlaline sebebiyet verdiğini ifade etmiştir8 .

II. Anayasa Mahkemesinin Konuyla İlgili Güncel İçtihadı

30.3.2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 48’inci maddesinde, Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı başvurular kabul edilemezliğine karar verebileceği belirtilmiştir.

Anılan Kanunda, anayasal ve kişisel önemden yoksun başvuruların kabul edilemez bulunabilmesi için iki koşul öngörülmüştür: “Anayasal önem” olarak adlandırılabilecek olan birinci koşul, “başvurunun Anayasa’nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımaması”; “kişisel önem” olarak adlandırılabilecek olan ikinci koşul ise, “başvurucunun önemli bir zarara uğramaması”dır9 .

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 25.5.2017 tarihinde Devran Duran tarafından yapılan bireysel başvuruda (B. No: 2014/10405), savcılık görüşünün bildirilmemesi nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın, anayasal ve kişisel öneme sahip olmadığı gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

Karara konu başvuru, tutukluluğa ilişkin itiraz incelemesi sırasında alınan savcılık görüşünün bildirilmemesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Anayasa Mahkemesi anılan kararda, öncelikli olarak birçok başvuruda silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin kapsam ve içeriğini belirlediğini vurgulamıştır.

Bu kapsamda;

;