Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat

Compensation Due to Protection Measures

Rezan EPÖZDEMİR

Ceza muhakemesi hukuku kurallarının yegâne amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır. Gerek soruşturma gerek kovuşturma aşamasında bireylerin haklarının ve özgürlüklerinin muhafazasına hizmet eden bu hukuk dalı, muhafaza ettiği oranda ve belki daha fazla bireylerin temel haklarına ve özgürlüklerine müdahale eder.

Soruşturmanın etkin, etkili ve eksiksiz bir şekilde yürütülmesi, delillerin korunması ve kimi zamanda yargılama sonunda verilen kararın yerine getirilebilmesini amaçlayan ve bireylerin temel haklarına ve özgürlüklerine müdahaleler içeren geçici tedbirlere koruma tedbirleri denir.Devletin organlarının hukuka aykırı işlemler tesis etmesi neticesinde koruma tedbirlerinin tatbiki halinde bireylerin maddi veya manevi zarara uğramaları mümkündür.İlk olarak 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan ve Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanunla düzenlenen tazminat istemi, son aşamada 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda düzenleme altına alınmıştır. Çalışmamızda, doktrindeki tartışmalara ve ihtilaflı hususlara yer verilmek suretiyle, tazminat istenebilecek haller, tazminat istemenin koşulları, tazminatın geri alınması ve tazminat isteyemeyecek kişilere ilişkin açıklamalara yer verilmiş, konu bilhassa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay içtihatları ile daha da detaylandırılmıştır.

Koruma Tedbirleri, Tazminat, Temel Haklar ve Özgürlükler.

The sole purpose of the Criminal Procedure Law rules is to reach the material fact. This law discipline, which serves both the protection of the rights and freedoms of individuals in the course of prosecution, interferes with the fundamental rights and freedoms of the individuals, and perhaps even more, that it maintains.

Temporary measures involving intervention in the fundamental rights and freedoms of individuals, aiming at carrying out the investigation actively, effectively and completely, protecting the evidence, and sometimes fulfilling the judgment given at the end of the trial are named protection measures.It is possible for the individuals to suffer material or moral damages in the execution of protection measures as a result of illegal acts committed by the government bodies.

The compensation claim which was firstly regulated in the Act on Compensation for Unlawfully Detained and Arrested Persons no. 466, was finally arranged in Criminal Procedure Code no. 5271. In our study, we discuss the cases where compensation can be requested, the conditions of claim for compensation, the reclamation of compensation and the persons who cannot ask for compensation by mentioning the disputes and controversial points in the doctrine and this issue is further elaborated by the European Court of Human Rights, Constitutional Court and Supreme Court case law.

Protection Measures, Compensation, Fundamental Rights and Freedom.

I. Genel Olarak Koruma Tedbirleri

Ceza muhakemesi hukukunun işlevi, tüm hukuk kurallarında olduğu gibi, öncelikle toplumda düzenin sağlanmasına ve bireylerin ilişkilerinin düzenlenmesine katkıda bulunmaktır.1 Bu hukuk dalı, gerek soruşturma gerek kovuşturma aşamasında bireylerin haklarının ve özgürlüklerinin temin edilmesine hizmet ettiği oranda ve belki daha fazla bireylerin haklarını ve özgürlüklerini ihlal eder. Maddi gerçeğe ulaşmayı hedefleyen ceza yargılamasında2 kimi zaman soruşturmanın yapılabilmesini ve kimi zaman yargılama sonunda verilen kararın yerine getirilebilmesini amaçlayan, aynı zamanda temel haklara ve özgürlüklere kısıtlama getiren geçici tedbirlere koruma tedbirleri denilmektedir.3 Zira muhakemeyi, gecikmeye tahammülü olmayan tehlikelerden koruyan koruma tedbirleri, bazen delilleri korumaya bazen sanığın yargılamanın aşamalarında hazır bulunmasına bazen de mahkeme tarafından kurulan hükmün infazını sağlamaya yöneliktir. Bu sebeple kimi zaman kişinin vücut bütünlüğüne, özgürlüğüne, mülkiyet hakkına veya konut dokunulmazlığına halel getirebilir.4

II. Türk Ceza Muhakemesi Hukukunda Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat

Haksız ve hukuka aykırı bir eylemle başkasına zarar veren gerçek kişilerin veya tüzel kişiler adına hareket eden kişilerin verdikleri zararlardan sorumlu tutulması hukuk devleti olmanın bir gereğidir. Zira hukuk devleti, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan devlet olmanın ötesinde, aksi durumda sorumluluğunu kabul eden ve bu sorumluluğun gereğini yerine getiren devlettir.5 Esas olan devletin organlarının hukuka uygun işlemler tesis etmesi ise de, bazen hukuka aykırı davranmaları ve zarara sebebiyet vermeleri mümkündür. Bu bağlamda, yargılama makamlarının suç soruşturması ve kovuşturması sırasında usul kurallarına uymayarak keyfi işlemler tesis etmesi neticesinde maddi ve manevi zararların meydana gelmesi muhtemeldir. Ceza yargılamasında, bilhassa koruma tedbirlerinin uygulanmasında ortaya çıkan bu zararların devlet tarafından tazmin edilmesi gerekir. Zira kanunkoyucu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 141’inci, 142’nci, 143’üncü ve 144’üncü maddelerinde bu meseleyi hüküm altına almış ve tazminat istemi, tazminat istemenin koşulları, tazminatın geri alınması ve tazminat isteyemeyecek kişiler ile ilgili düzenlemeleri açıkça madde metninde göstermiştir. Biz de çalışmamızda bireylerin temel haklarına ve özgürlüklerine kısıtlama getiren koruma tedbirleri nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi meselesine eğilecek ve yargı kararları ile konuya ışık tutacağız.

Ülkemizin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini imzalamış ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargı yetkisini tanımış olması karşısında koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemi son derece önemli bir konudur.6 Aynı zamanda koruma tedbirleri, bireyin hakları ve özgürlükleri açısından, o ülkenin hukuk sistemi hakkında olumlu veya olumsuz bir izlenim edinilmesi için önemli ölçütlerdir.7 Konu, kanunkoyucu tarafından 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve tarafı olduğumuz uluslararası anlaşma hükümlerine uyum sağlayacak şekilde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda düzenlenmiştir. Zira koruma tedbirleri, temel hakları ve özgürlükleri sınırlandırıcı nitelikte olduklarından muhakkak kanunla düzenlenmesi gerekir.8

İlk olarak 07.05.1964 tarihli ve 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan ve Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanunla düzenlenen tazminat istemi, kapsamı genişletilerek 5271 sayılı Kanunda daha detaylı bir şekilde ele alınmıştır. 466 sayılı Kanunu 1 Haziran 2005 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldıran 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 6’ncı maddesinde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemine ilişkin olan 141’inci ve devamı maddelerinin 1 Haziran 2005 tarihinden sonra tatbik edilen işlemler hakkında uygulanacağı, bu tarihten önceki işlemler hakkında ise 466 sayılı Kanunun ilgili hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmiştir.9 Bu minvalde, 1 Haziran 2005 tarihinden önce tesis edilen işlemler için 466 sayılı Kanun hükümlerinin hukuki varlığını sürdürdüğünü söylemek yanlış olmayacaktır.

Koruma tedbirleri ceza muhakemesinde amaç değil, birer araçtır. Araç olmalarının yanı sıra aynı zamanda kalıcı değil geçici tedbirlerdir. Dolayısıyla, koruma tedbirinin tatbikini haklı gösteren sebeplerin ortadan kalkması halinde koruma tedbiri de son bulmalıdır. Koruma tedbirlerinin tatbikini haklı gösteren sebepler, yani diğer bir deyişle, koruma tedbirlerine hangi şartlarda başvurulabileceği 5271 sayılı Kanunda her bir tedbir için müstakil olarak düzenlenmiştir. Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemine ilişkin etraflı açıklamalarımıza geçmeden önce ifade edelim ki, her bir koruma tedbirinin uygulanması açısından mevcudiyeti zorunlu olan ön şartlar vardır. Bunlar doktrinde ve Yargıtay içtihatlarında benimsendiği üzere, “görünüşte haklılık”, “gecikmesizlik”, ve “orantılılık”tır.10 Yaptığımız bu açıklamalar ışığında diyebiliriz ki, koruma tedbirlerinin kişilere tatbik edilmesiyle kişilerin haklarından ve özgürlüklerinden ödenen bedel, hiçbir şekilde yargılama açısından doğabilecek tehlikelerden daha değerli olmamalıdır.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 141’inci ve devamı maddelerinde düzenlenen koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemi, mezkûr Kanunda, 466 sayılı Yasaya göre daha ayrıntılı biçimde ele alınmış ve 466 sayılı Yasadan farklı olarak yakalamanın ve tutuklamanın dışındaki başka koruma tedbirlerinde de tazminat isteyebilmenin önü açılmıştır. Her ne kadar tazminatın kapsamı bakımından 466 sayılı Yasaya oranla daha ileri bir aşamaya gelindiği sabit olsa da, tüm koruma tedbirlerinin düzenleme kapsamına alınmamış olması doktrinde haklı olarak eleştirilmiştir.11 Kanaatimizce, teknik araçlarla izleme, iletişimin denetlenmesi ve gizli soruşturmacı atanması gibi, bireyin temel haklarına ve özgürlüklerine halel getirme ihtimali yüksek olan koruma tedbirlerine ilişkin tazminat isteminin kanunkoyucu tarafından düzenlenmemiş olması isabetsizdir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 141’inci maddesine göre, suç soruşturması ve kovuşturması sırasında gerçekleşen ve tahdidi olarak sayılan hukuka aykırılıklar halinde tazminat istenebilir.12 Bu tazminat nedenleri dışında kalan koruma tedbirleri nedeniyle ortaya çıkan zararlar 5271 sayılı Yasaya göre tazmin edilemeyecektir.13 Lakin aynı maddenin üçüncü fıkrasındaki düzenleme14 dikkate alındığında, maddede sayılmış olan haller dışında genel hükümlere göre şartların varlığı halinde devletin sorumluluğu yoluna gidilebileceğini söylemek yanlış olmayacaktır. Her ne kadar öğretideki hâkim görüş,15 tazminat istemlerinin yalnızca maddede sayılanlardan ibaret olduğu, bunun dışındaki istemler hakkında genel hükümlere başvurulabileceği yönünde ise de Yargıtay’ın aksi yönde içtihatları da mevcuttur. Bu bağlamda, Yargıtay 12. Ceza Dairesi, ilk derece mahkemesi tarafından gerçekleştirilen yargılamada davacının tutuklu kalması ve yargılamanın neticesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması durumunda açıklanması geri bırakılan hükmün davacı bakımından hukuken sonuç doğurmadığından bahisle, mahkeme hükmünde belirtilen beş yıllık denetim süresi sonunda davanın düşmesine karar verilmesi halinde, tutuklulukta geçirilen süreler için tazminat talep edilebileceğine ilişkin bir içtihat geliştirmiştir. Her ne kadar kanunkoyucu, Ceza Muhakemesi Kanununun 144’üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde, genel veya özel af, şikâyetten vazgeçme, uzlaşma gibi nedenlerle hakkında kovuşturmaya yer olmadığına veya davanın düşmesine karar verilen veya kamu davası geçici olarak durdurulan veya kamu davası ertelenen veya düşürülenlerin tazminat isteyemeyeceğini düzenlemiş olsa da, mezkûr içtihat Yargıtay’ın aksi görüşte olduğunu göstermektedir. Diğer taraftan 5271 sayılı Yasanın 323’üncü maddesinde, koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemine ilişkin hükümlere atıf yapan ve esasında koruma tedbirleri ile ilişkilendirilemeyecek olan bir tazminat haline daha yer verilmiştir.16 Yeri gelmişken belirtelim ki esasında söz konusu Kanunun 144’üncü maddesinde, kusur yeteneğinin bulunmaması nedeniyle hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen kişilerin tazminat isteyemeyeceğinin hüküm altına alınmış olması karşısında, 323’üncü maddede gerekçesine bakılmaksızın yargılamanın yenilenmesi sonucunda hakkında ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilen kişilere tazminat hakkının bahşedilmiş olması, açık bir çelişki olarak karşımıza çıkmaktadır. Kanaatimizce, uygulamaların yeknesaklığı ve hakkaniyet esasları göz önünde bulundurularak kanunkoyucu tarafından bu çelişkinin evleviyetle giderilmesi gerekir.

III. 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununa Göre Tazminat Gerektiren Fiiller

5271 sayılı Yasanın 141’inci maddesinde tazminat isteminde bulunulabilecek ilk hal, kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalamaya, tutuklamaya veya tutukluluğun devamına karar verilmesi olarak gösterilmiştir. Açıklamalarımıza geçmeden önce ifade edelim ki, bahsi geçen madde metninin birinci fıkrasının (a) bendinde yakalama ve tutuklama tedbirlerinde tazminat istemi düzenlenmiş, gözaltı tedbirinde ise tazminat istemi öngörülmemiştir. Kanunkoyucunun, esasında birbirlerinin öncülü olmasına rağmen gözaltı koruma tedbirini yakalamadan ve tutuklamadan neden ayrık tuttuğunu anlamak ve açıklamak güçtür. Lakin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 31 Mayıs 2016 tarihli ve 44062/09, 55832/09, 55841/09 ve 55844/09 sayılı Mergen ve diğerleri/Türkiye kararında, gözaltına alınmalarını haklı gösterecek herhangi bir delil olmamasına rağmen gözaltına alınan başvurucuların başvurusunun, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.17 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin vermiş olduğu bu kararın dayanağının, iç hukukta haksız gözaltına ilişkin etkili bir başvuru yolu olmaması olduğunu ifade edebiliriz. İş bu gerekçeyle, kanunkoyucunun evleviyetle, koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemleri konusunda tutarlılığı sağlamak ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde ülkemiz aleyhine ortaya çıkabilecek ihlalleri azaltmak adına haksız gözaltına ilişkin tazminat istemini de kanunda düzenlemesi gerektiği kanaatindeyiz. Zira kanunkoyucu tarafından böyle bir düzenleme yapılmasıyla birlikte, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmadan önce iç hukuk yolunda tüketilecek bir başvuru yolu ortaya çıkmış olacak ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu gerekçe ile başvuruların kabul edilemez olduğuna karar verebilecektir.

Yakalama, suç şüphesi altında bulunan kişilerin hâkim kararı olmaksızın denetim ve gözetim altına alınmasıdır. Kişi özgürlüğüne ağır müdahalelerde bulunması nedeniyle Anayasa’da ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde yakalama için bazı koşullar öngörülmektedir.18 Türk hukukunda yakalama, genel olarak önleme yakalaması ve adli yakalama olarak ikiye ayrılmaktadır. Esasında Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda düzenlenmiş olan önleme yakalamasının 141’inci madde kapsamında tazminat istemine konu olabilmesi mümkün değildir. Ceza Muhakemesi Kanununun 141’inci maddesinde düzenlenen tazminat istemi, sadece suç soruşturması veya kovuşturması sırasındaki adli nitelikteki yakalamalar bakımından söz konusu olabilir. Diğer taraftan, kanunlarda belirtilen koşullar oluşmadan tutuklamaya ve tutuklamanın devamına karar verilmesi halinde de tazminat istemi ileri sürülebilecektir. Zira tutuklama, suçlu olduğu konusunda henüz kesin hüküm bulunmayan, ancak suç işlediği şüphesi kuvvetli olan kişinin özgürlüğünün hâkim kararıyla geçici olarak kaldırılmasıdır.19 Bu nedenle tutuklama kararı, zaruret olmadıkça verildiğinde veya zaruret aşıldığında haksız bir karara dönüşebilir20 ve bu noktada zararların tazmini gündeme gelebilir. Tutuklama koruma tedbirine ilişkin düzenlemeler kanunkoyucu tarafından 5271 sayılı Yasanın 100’üncü ve ilerleyen maddelerinde hüküm altına alınmıştır. Çalışmamızın boyutu elvermediği için, tutuklamaya ilişkin şartlara etraflıca değinmemekle birlikte, konu açısından önem arz eden noktalara kısaca atıf yapmanın faydalı olduğu kanaatindeyiz. Özellikle uygulamada son zamanlarda, sulh ceza hâkimlikleri tarafından soruşturma aşamasında şüphelinin yeni suç işlemesinin engellenmesi gerekçesiyle tutuklanmasına karar verildiği sıklıkla görülen bir durumdur.21 Her ne kadar Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5’inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde, “… suç işlemesine engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması…” halinde kişilerin tutuklu durumda bulunabileceği düzenlenmiş ise de, Türk ceza yargılaması hukukunda, kişinin tekrar suç işlemesinin engellenmesi amacıyla tutuklanması bir tutuklama nedeni olarak öngörülmemiştir. Dolayısıyla Kanunda belirtilmemiş olan bu gibi sebepler ile tutuklama kararı verilmesi Ceza Muhakemesi Kanunu açısından tazminat istemini gündeme getirebilecektir.

Diğer taraftan 5271 sayılı Yasanın 141’inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, tutuklama koşullarının yokluğu ve tutuklamanın hukuki zeminini kaybetmiş olması, yani haksız tutuklama dolayısıyla tazminat istemine ilişkindir. Her ne kadar bahsi geçen düzenleme göz önüne alındığında tutuklamanın haksızlığı halinde Ceza Muhakemesi Kanununun 141’inci maddesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılacak bireysel başvurudan önce tüketilmesi gereken bir yolmuş gibi gözükse de bilhassa devam eden tutuklamalarda tutuklama sebebinin gerçekleşmemiş olması, ilgili ve yeterli gerekçeden yoksunluk gibi haksız tutuklama halleri tazminat ile telafi edilebilecek türden değildir. Bu minvalde, tutukluluğun haksızlığına ilişkin başvuruda bulunacak ilgilinin önüne 5271 sayılı Kanunun mezkûr 141’inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, gerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılacak başvurularda tüketilmesi gereken bir iç hukuk yolu gibi ileri sürülmemelidir. Zira, daha önce de değindiğimiz Mergen ve diğerleri/Türkiye kararında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, haksız tutuklama gerekçesiyle yapılacak başvurularda Ceza Muhakemesi Kanununun 141’inci maddesinde öngörülen tazminat yolunun tüketilmesinin gerekli olmadığına ilişkin görüş bildirmiştir.

;