Bankalarca Verilen Nakdi Krediler,
 Kredi Alanın İflası Halinde, Kredi 
Borçlusu Müflisin İflas Masasına Girer mi?

Are the Money Loans Given by Banks Registered as Bankrupt’s Assets
in Case of a Bankruptcy of Person Who Used the Loans?

Ünal SOMUNCUOĞLU

Bankaca verilen krediler, kredi olarak verilen paranın mülkiyeti kredi alana geçmeyip; daima bankanın mülkiyetinde kaldığı için, kredi alanın iflası halinde, bankanın kredi alacağının müflisin iflas masasına dahil edilmesi mümkün değildir.

Bankanın İflası, Kredi, İflas Masası, Mevduat.

In the loans given by banks, it isn’t possible to include loan receivables of a bank in the bankrupt’s assets in case of bankruptcy of a borrower since the ownership of the money which has been loaned isn’t transferred to the borrower and it is always under possession of the bank.

Bankruptcy of a Bank, Loan, Bankrupt’s Assets, Deposit.

I. Giriş

Konuya girerken, evvelemirde, nakdi kredi açma sözleşmesinin, Türk Borçlar Kanununda yer alan hangi akit tipine uygun bulunduğunu tespit etmek gerekir. Nakdi kredi, belli bir miktar paranın, belli bir süre için, kredi alanın tüketimine tahsis edilmesine ilişkin bir kredi olduğuna göre, bu hukuksal ilişkinin, Türk Borçlar Kanununun 386’ncı maddesinde ifadesini bulan akit tipine uygun bulunduğu kuşkusuzdur. Anılan yasa hükmüne göre, “Tüketim ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin, bir miktar parayı ya da tüketilebilen bir şeyi ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir.” Türk Borçlar Kanununun 386’ncı maddesinin gerekçesinin bir bölümünde aynen şu ibareleri görmekteyiz. (Maddede, 818 sayılı Borçlar Kanununun 306’ncı maddesinde kullanılan “şeyin mülkiyetini ödünç alan kimseye nakil” şeklindeki ibareye yer verilmemiş, bunun yerine “bir şeyi ödünç alana devretmeyi” şeklinde ifade kullanılmıştır. Gerçekten, tüketim ödüncü sözleşmesi, mülkiyetin devri amacıyla değil kullanma amacıyla yapılır. Ancak, ödünç alanın, bu sözleşmenin konusunu oluşturan bir miktar parayı veya tüketilebilen bir şeyi kullanması, zorunlu olarak bunları tüketmesi suretiyle olmaktadır. Bu sebeple, maddede kullanılan “devretmeyi” sözcüğü, mülkiyetin, ödünç alana devri şeklinde anlaşılmamalıdır.)

Bu hüküm kanımca, ödünç verenin korunması amacıyla, eski Yasa hükmünden farklı olarak getirilmiş, sosyal ve ekonomik içerikli bir hükümdür. Böylece, ödünç verenin, anayasal bir hak olan mülkiyet hakkının korunması sağlanmıştır. Kanımca, Türk Borçlar Kanununun bu hükmü, eski zamanlardan bugüne kadar intikal etmiş bir hukuki saçmalığa da son vermiştir. Yani, “para misli eşyadır; kimin elinde ise onun mülkiyetinde sayılır” postülası (postulat) artık geçerliliğini yitirmiştir.

II. Gelelim Meselenin İcra ve İflas Kanunu ile İlgili Boyutuna

İİK’nın 184’üncü maddesine göre, iflas açıldığı zamanda müflisin haczi kabil bütün malları hangi yerde bulunursa, bulunsun bir masa teşkil eder ve alacakların ödenmesine tahsis olunur. Bu madde hükmünden de açıkça anlaşılacağı üzere, müflisin iflas masasına, sadece onun malvarlığına dahil bulunan haczi kabil mallar girer. Bir başka deyişle, müflisin mal varlığına (mülkiyetine) dahil bulunmayan mallar, iflas masasına girmez. İİK’nın bu hükmü, kamu düzenine ilişkin emredici bir kuraldır. Bu kural da, tıpkı TBK’nın 386’ncı maddesi gibi; Anayasanın 35’inci maddesiyle teminat altına alınan mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin bir kuraldır.

III. Yukarıda Arzettiğimiz Bu Hükümlere Rağmen, İflas İdaresi, Kredi Veren Bankanın Bu Alacağını, İflas Masasına Kaydeder ve Bankanın Garameye Girmesi Sonucu Meydana Getirirse Ne Olur?

Yukarıda da belirttiğimiz gibi iflas idaresinin bu tasarrufu gerek Türk Borçlar Kanununun 386’ncı maddesi ve İİK’nın 184’üncü maddesi mucibince, kesin hükümsüzlükle malul bir işlem olarak kabul edilmelidir. Çünkü her iki hüküm de, sosyal ve ekonomik içerikli emredici kurallardır ve bu kurallara aykırı tasarruflar, kesin hükümsüzlükle (butlanla) malul bir tasarruf olur.

Bu paragrafta, kesin hükümsüzlük halini irdelemeye çalışalım.

Bir hukuki işlemin kurucu unsurları tamam olmakla beraber, geçerlilik şartlarından kamu düzenini ilgilendirecek önemde bulunanların gerçekleşmemiş olması halinde, o hukuki işlem batıldır. Yani kesin olarak hükümsüzdür. Hukuki işlemlerin kesin hükümsüzlüğünü gerektiren sebepler, irade beyanında bulunan kişinin tam ehliyetsizliği, işlemin konusunun emredici hukuk kurallarına; genel ahlaka aykırı veya imkânsız olması, hukuki işlemin geçerliliği için aranan şekle uyulmaması, işlemin muvazaalı olmasıdır. Yasaklayıcı nitelik taşıyan bir hukuk normuna aykırılığın butlan sonucunu doğurabilmesi için, ya bu husus kanun metninde açıkça yer almalı ya da geçersizlik olgusu yasaklama getiren hükmün anlam ve amacından tereddütsüz çıkarılabilmelidir…)1 Gerek Türk Borçlar Kanununun 386’ncı maddesi gerek İİK’nın 184’üncü maddesi hükümleri anlamlarından ve amaçlarından, yasaklayıcı hüküm getirdikleri tereddütsüz olarak anlaşılan hükümlerdir. Her iki madde hükmü de, anayasal bir hak olan mülkiyet hakkının korunması amacını taşımakta ve bu husus metinlerinden açıkça anlaşılmaktadır. Bir diğer deyişle, hiç kimse, tüketici ödüncü sözleşmesini, mülkiyeti ödünç alana intikal edecek şekilde akdedemez. O zaman zaten, sözleşmenin mahiyeti değişir, ödünç sözleşmesi değil, mesela bağışlama niteliğine bürünür. Keza, İİK’nın 184’üncü maddesi hilafına, hiç kimse, müflisin mal varlığına dahil bulunmayan bir şeyi iflas masasına kaydedemez. Bu hükümlerin hilafına hareket, kesin hükümsüzlük (butlan) sonucunu doğurur.

Genel olarak, tıpkı yoklukta olduğu gibi, kesin hükümsüzlük durumu da ilgili herkes tarafından, her zaman ileri sürülebilir. İşlemi hükümsüz kılmak için, dava açmaya veya beyanda bulunmaya ihtiyaç yoktur; işlem kendiliğinden hükümsüzdür. Açılmış herhangi bir davada bir hukuki işlemin kesin hükümsüz olduğu ortaya çıkarsa, hiç kimse bu durumu ileri sürmemiş dahi olsa, hâkim işlemin hükümsüzlüğünü resen nazara almak zorundadır. Bir sürenin geçmesi veya sakat unsurun düzeltilmesiyle, geçersiz işlem, geçerli hale gelmez. Geçersiz hukuki işleme dayalı borcun ifa edilmesi de işlemi geçerli hale getirmez.2

Görülüyor ki iflas idaresinin, müflisin malvarlığına dahil bulunmayan bir şeyi iflas masasına kaydetmesi butlanla malul bir işlemdir. Dolayısıyla, her ilgili tarafından, zamanla mukayyet olmaksızın her zaman ileri sürülebilir. Böyle bir husus dermeyan edilmemiş dahi olsa, Yargıç bu hususu resen nazara alacak ve batıl işlemin hükümsüzlüğü sebebiyle iflas masasına kaydedilen alacağın masadan çıkartılarak, malike aynen iadesine karar verecektir. Bir müellife göre, banka, kredinin geri ödenmesine ilişkin alacağını iflas masasına yazdıracak, iflas yoluyla tasfiyenin son bulmasını bekleyecek ve diğer alacaklılarla birlikte bir garame alacağı kazanacaktır.3 Yukarıda arz ettiğimiz sebeplerle, bizim bu görüşe katılmamız kesinlikle mümkün değildir.

;