Karayolları Trafik Kanunu’nda 
Fiilsiz Suç Olmaz İlkesi

The Principle of No Offense Without Actual Action in Law on 
Highway Traffic Act

Kenan AKBULUT

Bir toplumdaki hukuki kurumlar tarafından ceza veya güvenlik tedbiri yaptırımına bağlanmış fiil olarak adlandırılan suçun maddi unsuru fiil (hareket)’dir. Fiilsiz suç olmaz ilkesi uyarınca, suçun meydana gelmesi öncelikle icrai yahut ihmali bir fiilin varlığına bağlıdır. Ceza hukukunun bir diğer önemli ilkesi olan ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi de fiilsiz suç olmaz ilkesiyle doğrudan ilintilidir. Dolayısıyla ceza sorumluluğunun belirlenebilmesi için fiilsiz suç olmaz ilkesi uyarınca bir fiilin varlığı aranacak ve ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesine göre sorumluluk o fiili işleyene yüklenecektir. Bununla birlikte mevzuatımızda fiilsiz ceza olmaz ilkesine aykırı düzenlemeler de bulunmaktadır. Bu yazımızda 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda, söz konusu ilkeye aykırı örnek oluşturan ve oluşturmayan iki farklı düzenleme üzerinde değerlendirmeler yapılacak ve ilgili Anayasa Mahkemesi kararları incelenecektir.

Fiilsiz Suç Olmaz İlkesi, Karayolu, Araç Sahibi, Sorumluluk.

The material element of an offense designated as the action that is subject to penal or safety precaution sanctions by judicial institutions in a society is the action. Pursuant to the principle of no offense without actual action, the occurrence of an offense is primarily subject to existence of an executed or negligent offense. The principle of individuality of penal responsibility which is another important principle of the penal law is directly related with the principle of no offense without actual action. Accordingly in order to determine the penal responsibility, pursuant to the principle of no offense without actual action, existence of an action shall be sought and the responsibility shall be incurred to the person who committed the act. Nevertheless there are arrangements in our legislations contrary to the principle of no offense without actual action. In this paper evaluation on two different arrangements in the Highway Traffic Act no 2918 which set and do not set a precedent contrary to the said principle shall be made and relevant decisions of Constitutional Court will be analyzed.

Principle of No Offense Without Actual Action, Vehicle Owner, Responsibility.

1. Giriş

Suç, yasalara aykırı davranıştır ve hukuka aykırı olan, haksızlık teşkil eden insan davranışları kanunlarda suç olarak tanımlanabilir.(*)1  Suç; icrai, ihmali, kasıtlı, kusurlu insan davranışları olması itibarıyla sosyal bir olgudur. Hangi fiillerin suç sayılıp ne şekilde cezalandırılacağını, kanunkoyucunun suç siyaseti/politikası belirler.2

Hukuk devleti, suçta ve cezada kanunilik/belirlilik, ceza sorumluluğunun şahsiliği, fiilsiz suç olmaz ve benzeri ilkeler ceza hukuku açısından vazgeçilmez olan ve birçok ülkede anayasal düzeyde korunarak, anayasaya aykırılık kararlarına konu edinilmiş ilkelerdir. Anılan ilkeler, ceza hukuku düzenini belirlemede ve yaptırımlarda keyfiliği önleme açısından mihenk taşı olarak sayılmaktadır.

Bu çalışmada, öncelikle fiilsiz suç olmaz ilkesi üzerinde durulacak ve söz konusu ilke, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununda yer alan bir düzenleme örneğinde açıklanmaya çalışılacaktır. Çalışmamız Anayasa Mahkemesinin konuyla ilgili vermiş olduğu bir karardan yola çıkılarak hazırlanmıştır.

2. Fiilsiz Suç Olmaz İlkesi

Anayasanın 38’inci maddesinin yedinci fıkrasında “ceza sorumluluğu şahsidir” denmek suretiyle, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi anayasal düzeyde korunma altına alınmıştır. Cezaların şahsiliğinden amaç, bir kimsenin işlemediği bir fiilden dolayı cezalandırılmamasıdır. Başka bir anlatımla, kimsenin başkasının fiilinden sorumlu tutulmamasıdır. Söz konusu madde, bir kimsenin, sadece kendi eyleminden sorumlu olacağını, başka kişinin suç oluşturan eylemlerinden dolayı kimseye ceza verilemeyeceğini anımsatır. Kişinin, sadece kendi eyleminden sorumlu olması ceza hukukunun tarihsel gelişimi içinde kuvvetle öne sürülmüş ve değişmez bir kural olarak kabul edilmiş önemli bir ilkedir.3

Aynı maddede “… kanunun suç saymadığı bir fiilden…” ibaresi kullanılmış ve böylece fiil olmadan, bir başka deyişle, kanunun suç saymadığı bir fiil olmadan suç isnadının yapılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Benzer şekilde, Türk Ceza Kanununun 2’nci maddesinde, kanunun suç saymadığı bir fiilden söz edilmektedir. Bu demektir ki, suçun maddesini, fiil oluşturmaktadır. Bugün, fiilsiz suç olmaz kuralı, uygar bir ceza hukukunun, kendisinden vazgeçmesi imkânsız olan bir temel taşıdır. Bir hareket yoksa, ortada, ne bir fiil ne bir suç vardır. Hareket olumlu veya olumsuz bir biçimde ortaya çıkabilir. Olumlu bir biçimde ortaya çıkan hareket yapmak, olumsuz bir biçimde ortaya çıkan hareket yapmamaktan ibaret bulunmaktadır. Yapmak biçiminde ortaya çıktığında harekete “icra hareketi”, yapmamak biçiminde ortaya çıktığında, harekete “ihmal hareketi” denmektedir. İhmal hareketi de insanın nesnel, yani harici bir davranışıdır. Ortada icra veya ihmal hareketi olmadıkça, bir suçun da bulunmadığının kabulü zorunludur.

Daha temel bir anlatımla belirtecek olursak; bir suçun oluşumu unsurlarının varlığına bağlıdır. Suçun unsurları maddi ve manevi olmak üzere ikiye ayrılır. Maddi unsur fiil; manevi unsur ise kast veya taksirdir. Nihayetinde nedensellik bağı da suçun varlığı için gereklidir. Dolayısıyla suçun oluşumu için fiil, yani hareket zorunlu şarttır. Ortada olumlu-olumsuz, icrai-ihmali bir eylem olmadıkça suçun varlığından bahsetmek mümkün değildir.

Toroslu’ya göre, suçun analitik bir biçimde incelenmesi, esas itibarıyla, iki teorinin doğmasına neden olmuştur. İkili ayrım adı verilen geleneksel teoriye göre suç “kusurlu irade ile işlenen bir fiil”dir, dolayısıyla suçun biri maddi (objektif) diğeri manevi (sübjektif) olmak üzere iki genel kurucu unsuru vardır. Üçlü ayrımın, suçun unsurlarının sistemleştirilmesi konusunda büyük çabalarına rağmen hukuka aykırılığı suçun kurucu unsuru olarak kabul etmesi isabetli sayılamaz. Çünkü hukuka aykırılık suçun bir unsuru değil, özüdür.4

Bu açıdan suçun oluşumu için bir fiilin varlığı, bu fiilin kanun tarafından suç sayılması ve yaptırım uygulanacak kişinin o fiili yapan kişi olması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere, Anayasanın “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” kenar başlıklı 38’inci maddesinin yedinci fıkrasında, “ceza sorumluluğu şahsidir” hükmü yer almaktadır. Ceza sorumluluğunun şahsiliği ceza hukukunun temel kurallarındandır. Cezaların şahsiliğinden amaç, bir kimsenin işlemediği bir fiilden dolayı cezalandırılmamasıdır. Başka bir anlatımla, bir kimsenin başkasının fiilinden sorumlu tutulmamasıdır. Anayasanın 38’inci maddesinde idari ve adli cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından idari para cezaları da bu maddede öngörülen ilkelere tâbidir.

Anayasa Mahkemesi, Anayasanın “ceza sorumluluğunun şahsiliği” ilkelerine aykırı olduğu gerekçesiyle son zamanlarda birçok yasal düzenlemeyi iptal etmiştir. Örneğin;

“Dava dilekçesinde; 3713 sayılı Yasa’nın 6. maddesinde belirtilen suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi durumunda, iptal konusu kural gereğince suçun işlenişine iştirak etmemiş olan basın yayın organlarının sahipleri ve yayın sorumluları hakkında bin günden on bin güne kadar adli para cezası verileceği, yayın sorumluları hakkında bu cezanın üst sınırının ise beş bin gün olarak belirlendiği; Türk Ceza Yasası uyarınca günlük adli para cezası tutarı göz önünde bulundurulduğunda, suçun işlenişine iştiraki olmayan basın ve yayın organlarının sahiplerine ve yayın sorumlularına iptal konusu kurallarla getirilen cezanın çok yüksek tutarlara ulaşabileceği, yaptırımdaki ağırlığın, basın ve yayın kuruluşlarında tedirginlik yaratacağı, haber, düşünce ve kanaatlerin özgürce yayımlanmasını engelleyeceği; bu nedenle iptal konusu kuralda öngörülen para cezalarının, Anayasa’nın 13. maddesindeki demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine, 26. maddesindeki haber alma özgürlüğüne, 28. maddesindeki basın özgürlüğü ile 38. maddesinin yedinci fıkrasında yer alan ceza sorumluluğunun kişiselliği ve ceza sorumluluğunun “kusura” dayalı olması ilkelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 6. maddesinin ilk üç fıkrasında;

;