Ceza Muhakemesinde Sorumluluk Karinelerinden Yararlanılması, Masumiyet Karinesini İhlal Eder mi?

Akif YILDIRIM

I. Genel Açıklamalar

Masumiyet karinesi, Anglo-Sakson hukuku kaynaklı olup adil yargılanma hakkının özünü oluşturmakta ve aynı zamanda hukukun temel ilkeleri arasında sayılmaktadır. Kıta Avrupası sisteminde temellerine 1789 Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesinde (m. 9) rastlanan bu ilke, birçok ulusal ve uluslararası sözleşme ile1 güvence altına alınmıştır.

Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin, suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır2. Anılan karine böylelikle, sanığa mahkemelerin tarafsızlığı garantisi vermekte ve onun hakkındaki hüküm kesinleşmeden önce suçlu gibi muamele görmesini önleyen dokunulmaz bir hak sağlamaktadır3.

Masumiyet karinesi Anayasa’nın 36’ncı maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir güvencesi olmakla birlikte, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimsenin suçlu sayılamayacağına dair Anayasa’nın 38’inci maddesinin dördüncü fıkrasında da ayrıca düzenlenmiştir. Anayasa’nın 36’ncı maddesinde, herkesin, iddia ve savunma ile “adil yargılanma” hakkına sahip olduğu belirtilmektedir. Anılan maddeye “adil yargılanma” ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (Sözleşme) 6’ncı maddesinin (2) numaralı fıkrasında bu karine düzenlenmiştir.

;