Hazır Olmayan Tanığın İfadesiyle Mahkûmiyet ve Delillerin İspat Gücü

Conviction With the Statement of an Absent Witness and Probative Force of Evidences

Prof. Dr. Ersan ŞEN

Prensip olarak, suçun ispatında “delil” olarak gösterilen tanıkların duruşmada, yüzyüze ve “delillerin doğrudan doğruyalığı” ilkesine uygun şekilde dinlenmeleri, kendilerine soru sorulabilmesi, gerekli yüzleştirmenin yapılması ve diğer deliller gibi beyan delillerinin de mahkeme huzurunda tartışılması için gerekli ve yeterli imkanların sağlanması gerekir. Bazı istisnalara bağlı olarak gerçekleşen aksi durumlarda ise; “silahların eşitliği” ilkesinin sanık aleyhine bozulan yanının sağlam usul güvenceleri ile dengelenmesi zorunludur.

Bu durumlar dışında kalan hiçbir gerekçe, İHAS ve “hukuk devleti” ilkesinin temel direği olan dürüst yargılanma hakkının ortadan kaldırılmasının dayanağı olamaz. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS) m.6’nın metninde ifade edilen dürüstlük, sanık ve iddia makamının eşit şartlarda karşılaşmasının sağlanmasıdır. Bu şartlar, usul kuralları ile güvence altına alınır ve “çekişmeli yargılama” ilkesi olarak somutlaşır. Bu ilkeler, ceza yargılaması açısından 6. maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında öngörülen güvencelerle güçlendirilir.

Tanık, Gizli Tanık, Mahkumiyet, Delil, Dürüst Yargılanma Hakkı, Silahların Eşitliği.

In principle, when proving an offense, necessary and sufficient opportunity should be provided in a hearing in order to listen the witnesses produced as “evidence” face to face and in compliance with the principle of “direct evidence”, to enable asking question to them, to execute the required confrontation and to discuss the declared evidences before court like the other evidences. For the contrary situations which realize depending on some exceptions; it is obligatory to balance with solid procedural assurance the “equality of arms” principle part which became worse for the accused.

No any other excuse outside these situations can be justification for annulment of fair trial right that is basic of ECHR and “state of law” principle. The fairness indicated in article 6 of the European Convention on Human Rights (ECHR) is to ensure encountering of the accused and the prosecution under equal conditions. These conditions are secured with the procedural rules and they become concrete with the principle of “adversarial proceedings”. These principles are strengthened from the point of criminal procedure with the assurances stipulated in the second and third paragraphs of article 6.

Witness, Secret Witness, Conviction, Evidence, Fair Trial Right, Equality of Arms.

I. Hazır Olmayan Tanığın İfadesiyle Mahkûmiyet

Kovuşturma aşaması alenidir, sanığın, yani müdafaanın yüzüne karşı yürütülür, suçlamayı içeren iddianame ve deliller mahkeme huzurunda yapılan duruşmada ortaya koyulup tartışılır. İddiayı ve savunmayı dinleyen, toplanan delillerin ortaya koyulup tartışılmasını sağlayan mahkeme, yaptığı bu yargılama sonucunda bir karara varır. Mahkemenin kararı; şüphesini yüzde yüz yenmişse mahkûmiyet; tersi durumda ise beraat olur.

Kovuşturma aşamasında, prensip olarak deliller ile sanığın ve müdafiinin arasına bir mesafe veya engel koyulmaz. Gerek “silahların eşitliği” gerek “delillerin doğrudan doğruyalığı” ilkeleri uyarınca sanık; delillere ulaşabilir, dokunabilir, onları görebilir, inceleyebilir, hatta inceletebilir, tartışabilir, “beyan deliller” olarak adlandırılan tanıklara soru sorabilir ve tanıklarla yüzleşebilir. Elbette bu haklar, sanığın müdafii tarafından da kullanılabilecektir. Yargılamada benimsenen itham sisteminin maddi hakikate ve adalete ulaşma amacında kabul ettiği usul, davanın taraflarının katıldığı duruşmada delillerin yüz yüze ve doğrudan doğruya tartışmaya ve değerlendirmeye açılmasıdır.

Delillerin duruşmada ortaya koyulup tartışılmasının istisnası olarak, gizli tanığın ve duruşmaya getirilmeyen tanığın beyanlarının yargılamada kullanılıp kullanılamayacağına, nasıl kullanılabileceğine ve mahkûmiyete esas alınabileceğine değinmek isteriz. Esasında gizli tanıklığı değil; tanık korumayı, ölüm veya ifade veremeyecek derecede hasta olmanın dışında tanığın sanığın ve müdafiinin yokluğunda alınan beyanlarının geçerli olmaması gerektiğini savunduğumuz halde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi kararlarının bu konuda istisnalara yer verdiğini görmekteyiz. Ancak yeri gelmişken belirtmek isteriz ki; suçlamanın dayanağı sadece bir veya birkaç gizli tanığın beyanlarından ibaret olduğunda, başka delillerle gizli tanığın beyanları desteklenmedikçe mahkûmiyet kararı verilmemelidir. Aksi halde, dürüst yargılanma hakkı, deyim yerinde ise rafa kaldırılmış olur. Kovuşturmada, gıyapta, yani yoklukta yapılan yargılamadan elde edilen delillerle mahkûmiyet hükmü kurulamaz.

;