Alman Ceza Hukuku’nda Düzenlenen Kasıt ve Yanılma Türlerine Dair Kısa Bir İnceleme

Ufuk TOPRAK

Ceza kanununda düzenlenmiş olan bir suçun oluşabilmesi için kanunda öngörülen dört unsurun (maddi ve manevi unsur, hukuka aykırılık ve kusur) mevcut olması gerekmektedir. Yani, bir kişiyi belirli bir suçtan dolayı cezai sorumluluk altına alabilmek için, o kişinin suçun maddi unsurunu oluşturan koşulları tanıdığını, bu koşulların gerçekleşmesini sağlayıcı fiili bilerek ve isteyerek gerçekleştirdiğini, bunu gerçekleştirirken de hukuka uygunluk sebeplerinin koruma alanı içinde olmadan kusurlu bir şekilde hareket ettiğini şüpheye yer kalmayacak şekilde kanıtlamak gerekmektedir. Yalnız bahsini etmiş olduğumuz, suçun oluşumunun koşullarını oluşturan unsurların oluşup oluşmadığını değerlendirirken, dikkat edilmesi gereken başka faktörler de vardır ve bu faktörlerden biri de yanılma halleridir. Çünkü yanılma halleri söz konusu suçun oluşumunu, niteliğini etkileyebilme özelligine sahiptirler. Alman Ceza Kanununda uygulama alanı bulan dört çeşit önemli yanılma türü vardır ve bu yanılma türlerine uygulanan paragraflar ve bu yanılma türlerinin hukuki sonuçları birbirlerinden farklılık göstermektedir. Bu yanılma türleri, kanunda ya da uygulamada öngörülen şartların da mevcut olması durumunda, yerine göre, kastın ya da kusurluluğun oluşumunu ve dolayısıyla, ceza sorumluluğunu kaldırıcı ya da azaltıcı etkiye sahiptirler.

Bahsini ettiğimiz yanılma türlerini şu şekilde sıralayabiliriz: “Tatbestandsirrtum (Suçun Maddi Unsurunda Yanılma), Verbotsirrtum (Yasak Yanılgısı), Erlaubnistatbestandsirrtum (Hukuka Uygunluk Sebeplerinin Varlığında Yanılma), Erlaubnisirrtum (Hukuka Uygunluk Sebeplerinin Sınırında Yanılma ya da Varolmayan Hukuka Uygunluk Sebebine İnanma). Suçun maddi unsurunda yanılma ve yasak yanılgısı Alman Ceza Kanununda açık bir şekilde düzenlenmişken, bunların dışında kalan yanılma türleri, ilgili kanunların yorumu ve yargı içtihadları sonucu pratiğe uyarlanmışlardır. Bu makaleyle, Alman Ceza Hukukunda etkili olan yanılma türleri ayrıntılı bir şekilde incelenerek, bu yanılma türlerinin hukuki sonuçlarıyla, bu yanılma türlerine uygulanması gerekli kanun paragrafları hakkındaki tartışmalara yer verilecektir. Yalnız bu yapılmadan önce, kastı oluşturan unsurlar ile kasıt türlerine kısa bir şekilde değinilecektir.

Yanılgı Kurumu, Tipiklikte Yanılma, Yasak Yanılgısı, Hukuka Uygunluk Sebeplerinin Varlığında Yanılma, Hukuka Uygunluk Sebeplerinin Kapsamında Yanılma, Kusur Teorisi, Kasıt Teorisi.

Zur Entstehung einer im Strafrecht geregelten Straftat müssen die im Gesetz geregelten vier Elemente (nämlich, objektiver und subjektiver Tatbestand, Rechtswidrigkeit und Schuld) vorliegen. Das heißt; um eine Person wegen einer Straftat strafrechtlich zur Verantwortung ziehen zu können, sollte zweifellos bewiesen werden, dass sie die objektiven Tatumstände gekannt, nach diesem Wissen willentlich gehandelt und dass sie dieses Handeln schuldhaft und ohne Schutz von Rechtfertigungsgründen begangen hat. Aber bei der Untersuchung der einer Straftat zugrundeliegenden Voraussetzungen sollte auch auf andere Faktoren geachtet werden. Dazu zählt auch die Irrtumslehre. Denn die Entstehung und Qualität einer Straftat werden auch von Irrtümern beeinflusst. Im deutschen Strafrecht finden insgesamt vier Irrtümer Anwendung und die auf sie anzuwendenden Regeln und ihre Rechtsfolgen unterscheiden sich voneinander. Diese Irrtümer, sofern die vom Gesetz und in der Praxis verlangten Voraussetzungen gegeben sind, können, je nach Situation, zur Ausscheidung des Vorsatzes und der Schuld des Täters führen.

Die sogenannten Irrtümer sind folgende: Tatbestandsirrtum, Verbotsirrtum, Erlaubnistatbestandsirrtum und Erlaubnisirrtum. Während der Tatbestands- und Verbotsirrtum im deutschen Strafrecht ausdrücklich geregelt sind, wurden die übrigen Irrtümer durch Auslegung des Gesetzes und durch die Rechtsprechung in die Praxis umgesetzt. Mit diesem Artikel werden die im deutschen Strafrecht zur Anwendung kommenden Irrtümer detailliert untersucht. Dabei werden auf die Rechtsfolgen der Irrtümer und auf die Diskussionen über die auf die Irrtümer anzuwendenden Regeln einzugehen sein. Davor werden aber den Elementen des Vorsatzes und der Vorsatzformen nachgegangen.

Irrtumslehre, Tatbestandirrtum, Verbotsirrtum, Erlaubnistatbestandsirrtum, Erlaubnisirrtum, Schuldtheorie, Vorsatztheorie.

I. GİRİŞ

Bir kişiyi icra etmiş olduğu fiil yüzünden ceza hukuku kapsamında sorumlu tutabilmek için, o kişinin işlemiş olduğu fiildeki kastını ya da o fiilin işlenmesindeki kusurluluğunu ayrıca tespit etmek ve de kastını ve kusurluluğunu etkileyen tüm unsurları dikkate almak gerekmektedir. Çünkü kişiyi, Alman Ceza Hukukuna hâkim olan ilkeler kapsamında yapılan araştırma neticesinde kasıtlı davranmış ya da kusurlu hareket etmiş olarak göremiyorsak, o kişiyi, yerine göre, ya tamamıyla ya da kasıtlı bir suçtan dolayı cezalandırabilmemiz de mümkün değildir. Böylesi bir sonuç, insanlarda ceza hukukuna egemen olan adalet anlayışının ihlal edildiği gibi bir izlenim yaratabilir. Bu yüzden, adalet anlayışının gereğini yerine getirebilmek adına, failin kusurluluğunu ya da kastını etkileyebilen, içinde bulunmuş olduğu yanılgı halleriyle işlemiş olduğu fiilin dış dünyada neden olmuş olduğu etkileri ve fiilden zarar gören kişinin ya da kişilerin adalet makamlarından beklentileri arasında bir değerlendirmenin yapılması ve bu değerlendirme neticesinde failin cezai sorumluluğunun belirlenmesi gerekmektedir.

Aşağıda, Alman Ceza Hukukunda ve Pratiğinde etkili olan dört yanılgı türüne ve bu yanılgı türlerinin hangi koşullar çerçevesinde, failin kastını ya da kusurluluğunu etkileyebileceğine ayrıntılı bir şekilde değinilecektir. Bu yapılırken kastı oluşturan unsurlarla, kasıt türleri de ihmal edilmeyecektir.

II. KASIT

Alman Ceza Kanununun 15’inci paragrafına göre, kanunda aksi düzenlenmediği takdirde, sadece kasten işlenen fiiller cezalandırılır. Taksirle işlenen suçlar bakımından, bu fiilin failini cezalandırabilmek içinse, işlenilen taksirli fiilin kanunda, açık bir şekilde cezalandırılmayı gerektirir bir fiil olarak düzenlenmiş olması gerekmektedir. Yani, kasıtlı işlenen fiilin cezalandırılması ana ilkeyi oluşturmakta ve taksirli fiillerde olduğunun aksine kanunda düzenlenme şartına da tabi tutulmamaktadır. Bunun temelinde yatan en önemli nedeni, kastı oluşturan unsurların, fiilin işlenmesindeki ve işlenen fiil bakımından sorumlu tutulabilmedeki anlamı oluşturmaktadır. Taksirle işlenen fiillerin aksine, kasıtlı işlenen fiillerde, failin, ortaya çıkan neticeye, bilerek ve isteyerek sebebiyet verdiğinden hareket edilmektedir. Bunun hukuk dilindeki anlamı ise şöyledir: Fail işlemiş olduğu kasıtlı fiiliyle, bilinçli bir şekilde hukuk düzenine aykırı davranmıştır1. Bununla ilintili olarak Alman Literatüründe, kastın varlığı için, failin, suçu oluşturan objektif unsurlar hakkındaki bilince ve işlenen fiilin gelecekte doğuracağı sonuç(lar) hakkındaki öngörüye sahip olması şart koşulmaktadır2. Bu öngörüye dayanak teşkil eden bilincin, geçmişte mevcut olan ve gelecekte varlığını sürdüren durumları ve unsurları kapsaması gerekmektedir3. Bu nedenledir ki kastın, işlenen suça esas teşkil edebilmesi için, failin fiili işleme niyetine ve bilincine, fiilin işlendiği anda sahip olduğunun tespit edilmesi gerekmektedir. Fiilin işlenmesi esnasında mevcut olmayan kasıt eksikliğini, fiilin işlenmesinden önceki ya da sonraki bir davranışla, düşünceyle tamamlayabilmek de bu yüzden mümkün değildir4. Şöyle ki, fiilin işlendiği anda, fiil vasıtasıyla gerçekleşebilecek bir suçun oluşumunu, fiil işlenmeden önce kestirebilen; ama fiilin işlenme anında da, ne bu kasta esas teşkil eden bilince sahip olan ne de sonucun ortaya çıkmasını arzu eden kişi, kasıtlı hareket etmemiş demektir. Örneğin, alkollü taşıt kullanmanın trafik kazalarına neden olabileceğini bilen bir kişinin, alkol tüketmesi öncesi sahip olduğu bilinci, alkollü bir haldeyken araba kullanıp başkasını yaralaması halinde (şayet bilinçli alkol tüketip bu haldeyken suç işleme niyetinde değilse), o kişiyi, “actio libera in causa” kapsamında kasıtlı bir şekilde hareket etmiş kılmaz. Bu kişinin taksirli sorumluluğu baki olup, bu kişiye kasıtlı suç işleme ithamında bulunabilmek de zordur. Aynı şekilde, fiilin işlenmesinden sonra geliştirilen bilinçte ve arzuda, kasıttan bahsedilebilmesi için yeterli değildir. Örneğin, üzerine düşen özenin ve ihtimamın gereğini yerine getirmeyerek, çalıştığı yerin deposunun yanmasına sebebiyet veren kişi, depo yandıktan sonra, işverenini sevmediği için deponun yanmasına sevinse bile, kasıtlı bir suç işlememiştir5. Çünkü kişi, fiilin cereyan etmesi anında, fiili bilerek ve isteyerek işlememiş, sadece fiilin işlenmesinde aranan kasta etki etmeyecek bir duygu ifadesinde bulunmuştur.

;