Antik Yunan: Demokrasili, Darbeli, Hukuklu ve Sokratesli Bir Alıntı

Remzi ÖZMEN

“Ve böylelikle 411’de, Meclis demokrasinin kaldırılmasını ve yeni devlet yapısını oluşturabilmek için 400 kişilik geçici bir Konsey oluşturulmasını kabul etti. Birkaç ay içinde darbe liderlerinin sınırları Sparta’ya sınırları açarak savaşı bitirmek ve Sparta kuklaları olarak iktidarı ellerinde tutmak istedikleri anlaşıldı. Bu, en isteksiz demokratların bile kabul etmeye hazır olmadığı bir durumdu ve entrikacı grup ani bir müdahale ve çatışma sonucu devrildi. Entrikacı gruba katılmamış olan Alkibiades ordu komutanlığına getirildi, demokrasi yeniden kuruldu ve savaş, bir süreliğine çok da kötüye gitmeden devam etti.

Alkibiades’in son yılları ve dokunaklı sonu benim konum değil, ancak benim için önemli olan nokta tekrar kontrolü ellerine alan Atina demos’unun davranışıdır. Demokrasiyi devirmeye çalışmanın açıkça en büyük suçlardan biri sayıldığı tam olarak geçerli bir hukuk sistemi altında suçluları yargılayamayan Atinalılar olağanüstü bir hoşgörü sergilediler ve kendilerini Sparta’ya karşı kendi devletlerine karşı ihanet etmekle suçlanan çok az sayıda insanı ihanetten cezalandırmaya adadılar. Birkaç yıl sonra bu hoşgörülerinin bedelini çok ağır bir biçimde ödediler. Sparta en sonunda 404’te savaşı kazandı ve gaddarlıkları yüzünden -diğer eylemlerinin yanı sıra 1500 kadar Atinalıyı öldürmüşlerdi- Otuz Tiranlar olarak bilinen ve kilit isimleri arasında 411 darbesinin bazı sorumlularını da barındıran bir askeri cunta yönetimi getirdi.

Bir özgürlük yanlısı olan John Stuart Mill için bile bu çok fazlaydı. George Grote’un History of Greece’inin [Yunanistan Tarihi] ilgili bölümünü yeniden inceleyen Mill şöyle yazmıştır: “Öfkelerini ve şüpheciliklerini çok duyduğumuz Atinalılar, çıkan ilk fırsatta demokrasinin yıkımını hazırlamaya müsait olan kişilerin tam ortasında yaşadıklarını düşündüğümüzde çabuk güvenmekle ve iyi niyetle itham edilmelidirler.”1 

Otuz Tiranların iktidarı uzun sürmedi. Demokratlar onları kısa bir iç savaştan sonra devirdiklerinde, yine çok az sayıda insanı cezalandırdılar ve sonrasında da, Lord Acton’un bildirdiği şekliyle “tarihte ilk defa olarak”, genel af ilan ettiler.2 Bu Sokrates’e yardımcı olmadı ve zaten onun davası da benim son değerlendirmemin konusunu oluşturmaktadır.3 Otuz Tiranlar’dan birçoğu halkın çoğunun zihninde entelektüeller olarak Sokrates’le eş tutuluyordu, ama o, İÖ 399’da mahkemeye siyasi bir suçtan çıkarılmadı ve bu yüzden de aftan yararlanamadı.

Yargılamaları başlatmak için 501 kişiden oluşan jüriye okunan iddianame şöyle devam etmektedir: “Bu iddianame ve yeminli ifade, Pitthos’lu Meletos’unun oğlu Meletos tarafından Alopece’li Sophroniscos’un oğlu Sokrates aleyhinde sunulmuştur. Sokrates şehrin inandığı tanrılara inanmamakla ve yerlerine yeni ilahi güçleri koymakla suçlandırılmaktadır. Ayrıca gençlerin ahlakını bozmakla da suçlanmaktadır. Önerilen ceza ölümdür.4

Bizim zamanımıza kadar gelen bu yazım stili hukuki açıklık ve zarafetten yoksun oyabilir, ancak ithamın özünde kutsal değerlere saygısızlıkla ilgili olduğu ve o an için bir eski kuşak olan Diopeithes yasasına dayandığına şüphe yoktur. İthamda bulunan kişi olarak Meletos, daha önce açıkladığım gibi gizillik içinde hareket etmişti ve ne yazık ki onun hakkında durumu değerlendirmeye yetecek kadar bilgiye sahip değiliz. Davada başka iki işiyle birlikteydi; aynı derecede bilinmez olan Lycon ve itibarlı bir kariyer ve yurtseverce hizmetlere sahip seçkin ve sorumluluk sahibi bir figür olan Anytos. Anytos diğer özelliklerinin yanı sıra affın katı bir biçimde uygulanmasındaki ısrarıyla da tanınıyordu; onun katılımı Sokrates’in davasının basitçe siyasi intikam olarak nitelenemeyeceğinin de garantisidir. Gerçekten de “siyasi intikam” görüşü son zamanlara aittir; Atinalılar ahlaki değerlere karşı saygısızlığı kolaylıkla bir yargılama nedeni olarak kabul edebilirlerdi şüphesiz, ancak modern yorumlar bu gerçeği dikkate almamaktadır.

Bu birçok jüri üyesinin son dönemde Atina’daki siyasi karmaşaları göz önünde bulundurmadığı anlamına gelmiyor. O zamanki birbirine kaynaşmış olan Atina toplumu ve kargaşanın boyutları düşünüldüğünde eğer durum böyle olmasaydı çok tuhaf insanlar olurlardı. Ama Sokrates ne siyasi bir devrimciydi ne de bilinen anlamda dinsiz ya da kutsal değerlere karşı saygısız biri olarak düşünülebilirdi. On beş yıl önceki hermlerin tahrip edilmeleri olayının aksine, Sokrates’in davası beraberinde popüler bir protestoyu da getirmiş görünmemektedir. Suçlu olup olmadığına dair yapılan oylamanın sonuçları birbirine yakındı: 281 suçlu, 220 suçsuz. Gelgelelim, bu mahkûm etme amaçlı yapılan bir oylamaydı ve 281 jüri üyesinin oldukça dindar olan Sokrates’i dinsizlikten suçlu bulmalarının nasıl mümkün olduğunu sormalıyız.

Bana göre, buradaki kritik nokta gençlerin ahlakını bozma suçlamasıdır. Bu ne anlama gelebilirdi? Buna doğrudan verebilecek hiçbir yanıt mevcut değildir çünkü Sokrates arkasında yazılı bir metin bırakmamıştır. Özellikle Platon ve Ksenophon olmak üzere, arkadaşları ve öğrencilerinin yazılarından sonuçlar çıkarmalıyız ve onlar da Sokrates’in dava kayıtlarında bile birbirleriyle tutarlı değillerdir. Bununla beraber, kesinliğin tam bir güvencesiyle birlikte gençlerin ahlakını bozma suçlamasının arka planını betimlemek ve popüler psikolojiyi anımsatmak mümkündür. Savunmalar (Sokrates’in savunmasına ilişkin sonraki yıllarda yazılmış birkaç değişik metin vardır) arasında hem Platon hem de Ksenophon Sokrates’in bir öğretmen olarak rolünü vurgularlar. Ksenophon’un Savunma’sında Sokrates’in Meletos’a dönüp ona meydan okuduğu dramatik bir an vardır: “dindarlıktan dinsizliğe döndürdüğüm bir kişinin adını verin”. Meletos yanıtlar: “Kendi ebeveynleri yerine sizin otoritenizi tanımaya ikna ettiklerinizin adlarını verebilirim”. “Evet”, der Sokrates, “ama eğittiğim söz konusu olduğunda kişi uzmanlara güvenmelidir, akrabalarına değil. Bir fizikçiye ya da generale ihtiyaç duyulduğunda kime başvurulmalıdır, ebeveynler ve kardeşlere mi yoksa en bilgili ve nitelikli olanlara mı?”

Hayali olma ihtimali olsa da ve ilk bakışta samimi görünse de bu değiş tokuş konunun tam da kalbine işaret etmektedir. …”

(*) Finley, I. Moses; Antik ve Modern Demokrasi, Ayraç Yayınevi, Ankara 2003.
(**) Sorumlu Yazı İşleri Müdürü | Seçkin Yayıncılık A.Ş. | Terazi Hukuk Dergisi rozmen@seckin.com.tr

;