Külli ve Cüz’i Halefiyette
 Kesin Hükmün Sirayeti

Enuring of Definitive Judgement in Complete and Partial Succession

Cüneyt TENEKECİ

Hukuki anlamda halefiyet hak sahibi olan kişinin yerine geçme anlamını taşır. Halef olan kişi bir başkasının bir hakkı veya tüm malvarlığını elde etmek suretiyle o kimsenin yerine geçmektedir. HMK m.303’de kesin hükmün külli ve cüz’i halefleri bağlayacağı, iyiniyetli üçüncü şahısların haklarının korunacağı ve müteselsil borçluluk ve alacaklılık durumlarında uygulanmayacağı düzenlenmiştir.

Kesin Hüküm, Külli Halef, Cüz’i Halef, Sirayet, Halefiyet, Alacağın Devri, Borcun Nakli, Müteselsil Borçlu.

As a legal term succession bears the meaning of taking the place of a person who is a right holder. A successor replaces a person by obtaining any right or entire assets of the relevant person. Under the article 303 of Code of Civil Procedure it is set forth that the definitive judgement shall be binding for complete and partial successors, rights of the bona fide third persons shall be protected and it won’t be applied for joint indebtedness and joint creditors.

Definitive Judgement, Complete Successor, Partial Successor, Enuring, Succession, Transfer of Claim, Transfer of Liabilities, Joint Debtor.

Giriş

Hukuki anlamda halefiyet, hak sahibi olan kişinin yerine geçme anlamını taşır. Halef olan kişi bir başkasının bir hakkını veya tüm malvarlığını elde etmek suretiyle o kimsenin yerine geçmektedir. Külli halefiyet, ise “bir kimseye ait hakların tüm olarak ve tek bir olayla, başka bir ifade ile götürü biçiminde ve üstelik de her bir hakkın devri için kanunun aradığı özel şartların gerçekleşmesi aranmaksızın başkasına geçmesi”dir.

Kesin Hüküm eski HUMK’ta iki hüküm ile düzenlenmiş idi. Bunlar HUMK m. 237, diğeri ise HUMK m. 295’tir. Kesin hüküm HUMK’ta "Deliller ve İkamesi" başlığı altında yer alan “Umumi Hükümler” adını taşıyan birinci kısımda düzenlenmiş idi. Hukukumuzda külli ve cüz’i haleflerin kesin hükümle bağlı olacaklarına ilişkin, ilk kanuni düzenleme önerisi 2006 tarihli Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tasarısında yer almıştır. Kanunlaşma çalışmaları sonrasında kabul edilen HMK m. 303’te kesin hükmün külli ve cüz’i halefleri bağlayacağı, iyiniyetli üçüncü şahısların haklarının korunacağı ve müteselsil borçluluk ve alacaklılık durumlarında uygulanmayacağı düzenlenmiştir.

Kesin hüküm Kara Avrupası ve Anglo-Amerikan hukuk sistemlerinde farklı olarak değerlendirilmiş, İngiliz hukukundaki ve Amerikan hukukundaki “ilgililer” kavramı ile Kara Avrupası hukukundaki ve Türk hukukundaki “halef” kavramı karşılaştırıldığında, “ilgililer” kavramının halef dışındaki üçüncü kişileri kapsamakta olduğundan, “ilgililer” teriminin daha geniş yorumlandığı görülecektir.

Çalışmada, Türk hukukunda kesin hükmün kanunlaşmasından önceki ve sonraki durum ile mukayeseli hukuk ile ilgili hazırlanmış değerli çalışmalara yer verilmeye çalışılmıştır. Konu hakkında güncel Yüksek Mahkeme kararlarına yer verilmeye gayret edilmiştir.

I. Kesin Hükmün Genel Olarak Sirayeti

Dava sonucu verilen hüküm sadece davanın taraflarını etkileyeceğinden, taraflar dışındaki üçüncü kişiler üzerinde kesin hüküm etkisi doğmayacaktır. Davanın dışında kalan ve hükmün oluşumunda hiçbir söz hakkı tanınmayan kişilerin kesin hüküm ile bağlı tutulması, hukukî dinlenilme hakkını da ihlal eden bir durum oluşturacaktır.1

Kesin hükmün sübjektif sınırları; kesin hükmün hangi taraflar arasında etki gösterdiğini, bu karardan başka hangi ilgililerin etkileneceği, yani kesin hükmün üçüncü kişilere sirayeti hususunu kapsamaktadır.2

Kesin hükmün şartlarından biri, tarafların aynı olmasıdır. İki davanın aynı olması için, ilk davayla ikinci davanın taraflarının aynı olması gerekmektedir. Zira kesin hüküm aynı tarafları bağlar, yani res iudicata inter partes bir etkiye sahiptir. Kesin hüküm kural olarak, sadece davanın taraflarını etkilemektedir. Kesin hüküm, kural olarak davanın tarafı olmayan üçüncü kişileri etkilemez.3 Buna kesin hükmün nispi etkisi denmektedir. Taraflar arasında kesinleşmiş bir kararın, herkese karşı ileri sürülemeyeceği (mutlak etki) kabul edilmektedir. Bunun dışında kesin hükmün üçüncü kişilere karşı da etkisi mevcuttur. Ancak bunlar istisnai durumlardır.4 Kesin hüküm, tarafların külli haleflerini de aynı şekilde bağlar.5

Hukukumuzda, taraflarca getirilme ilkesi uygulanmasına rağmen ve bununla çelişir gibi görünse de, kanuni bir düzenleme olmak şartıyla kesin hükmün üçüncü kişilere de etki etmesi kabul edilmelidir.6

Kesin hükmün, sadece tarafları bağlaması kuralının dayandığı bazı nedenler vardır. Medeni usul hukukunda amaç, taraflar arasında var olan somut uyuşmazlıları çözüme kavuşturmaktır. Ayrıca dava, tarafların getirdiği malzeme ile sonuca kavuşturulmaktadır. Bunun sonucu olarak her zaman maddi gerçeklere ulaşmak da mümkün olmamaktadır. Bu nedenle üçüncü kişileri, başkalarının yürüttüğü bir dava neticesinde ortaya çıkan bir hüküm ile bağlı kılmak hukuk güvenliğini sarsıcı sonuçların ortaya çıkmasını da beraberinde getirir.7

Kesin hükmün üçüncü kişilere icra edilebilirliği, gerek üçüncü kişinin davanın tarafları ile olan halefiyet ilişkisinden gerek kanundan doğmaktadır. Kesin hükmün davanın taraflarına etkili olduğu, taraf kavramına külli ve cüz'i haleflerin de dahil olduğu kabul edilmiştir.8

Kesin Hüküm eski HUMK’ta iki hüküm ile düzenlenmiş idi. Bunlar HUMK m. 237, diğeri ise HUMK m. 295’tir. Kesin hüküm HUMK’ta "Deliller ve İkamesi" başlığı altında yer alan Umumi Hükümler adını taşıyan birinci kısımda düzenlenmiş idi. Maddi anlamda kesin hükmün, Kanunda deliller kısmında düzenlenmiş olması eleştirilerek yerinin hüküm kısmı olması gerektiği belirtilmekteydi. Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tasarısında ise kesin hüküm, isabetli olarak deliller kısmında değil, hüküm kısmında düzenlenmiştir. Ayrıca dava şartları arasında da sayılmıştır.9

Ayrıca, HUMK ve HMK düzenlemelerine göre yargılamanın yenilenmesi sebepleri, ancak kesin hükmün taraflarına ve onların haleflerine başvuru hakkı tanımaktadır. HMK m. 376 hükmü, 375’inci maddede sayılan sebeplere ek olarak tarafın haleflerinin (kendi adlarına) ve alacaklılarının da belli sebeplerle yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurabilmelerini öngörmektedir. Taraflardan birinin küllî veya cüz’i halefleri, kesin hüküm kendilerine tesir ettiği ölçüde, o tarafın halefi olmaları sıfatıyla HMK m. 375’te belirlenen hallere istinaden yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurabilirler veya kendilerine karşı yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulabilir.10

II. Külli Halefiyette Kesin Hükmün Sirayeti

Hukuki anlamda halefiyet, hak sahibi olan kişinin yerine geçme anlamını taşır. Halef olan kişi bir başkasının bir hakkını veya tüm malvarlığını elde etmek suretiyle o kimsenin yerine geçmektedir. Halefiyet, bir hak süjesinin (hak sahibinin) değişmesini ifade eder. Hukukumuzda halefiyet çeşitli açılardan ayrımlara tabi tutulmaktadır. Bu ayrımlardan biri külli halefiyet - cüz’i halefiyet ayrımıdır.11

Külli halefiyet, “bir kimseye ait hakların tüm olarak ve tek bir olayla, başka bir ifade ile götürü biçiminde ve üstelik de her bir hakkın devri için kanunun aradığı özel şartların gerçekleşmesi aranmaksızın başkasına geçmesi”dir.12

Kesin hüküm halini alan karar, tarafların ölmesiyle kanuni haleflerini bağlayacaktır. Her iki taraf, yani lehteki ya da aleyhteki mirasçılar kesin hükümle bağlıdır. Zira mirasçılar üçüncü kişi olmayıp, taraf hükmündedir.13

Kesin hüküm HUMK'un 237’nci maddesinde düzenlenmiş idi. Hukukumuzda külli haleflerin kesin hükümle bağlı olacaklarına ilişkin, ilk kanuni düzenleme önerisi 2006 tarihli Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tasarısında yer almıştır. Bunun yanı sıra, Tasarı’nın 307’nci maddesinin ikinci fıkrasında, Alman Medeni Usul Kanununun etkisi hissedilmektedir. 2006 tarihli Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tasarısının 307’nci maddesinin üçüncü fıkrası, “Kesin hüküm, tarafların küllî halefleri hakkında da geçerlidir.” şeklinde kaleme alınmıştır.14

Kanunlaşma çalışmaları sonrasında kabul edilen HMK m. 303/3’te; “Kesin hüküm, tarafların küllî halefleri hakkında da geçerlidir” düzenlenmesine yer verilmiştir. Konu maddenin gerekçesinde; “Üçüncü fıkraya göre, kesin hüküm davanın taraflarından başka onların küllî halefleri (örneğin; mirasçılar) bakımından da geçerlidir” şeklinde açıklanmıştır.

Mirasçılar, murislerinin münhasıran şahsa bağlı haklarının dışında kalan haklarına ve borçlarına haleftir. Mirasçılar mirası ret etmiş ise, murisin haklarına ve borçlarına ehil olmadıkları için icranın geri bırakılmasını sağlayabileceklerdir. Mirasçılar bu olasılıkta, temsilci sıfatıyla değil; külli halef sıfatıyla icra takibine muhatap olacaklardır.15

Külli halefler, onların bütün haklarına ve borçlarına sahip olan kimselerdir. Türk hukukunda, külli halefiyete örnek olarak murisin mirasçıların durumuna (TMK m. 599), bir hükmi şahsın şahsiyetinin sona ermesine (TMK m. 54); evlilikte mal ortaklığı rejiminin seçilmesi halinde ortaya çıkan mülkiyet rejimine (TMK m. 256); miras payı üzerinde yapılan sözleşme ile ortaya çıkan duruma (TMK m. 677) ilişkin düzenlemeler gösterilmektedir.

Yargıtay da kesin hükmün külli halef olan mirasçıları bağlayacağını birçok kararında yer vermiştir.16 Ancak bazı dava tiplerinde örneğin haczedilmek şikayetinde kesin hükmün külli haleflere sirayet etmeyeceğine karar vermiştir.17

;