Arama yapmak için lütfen yukarıdaki kutulardan birine aramak istediğiniz terimi girin.

Arabuluculuk Sonunda Hazırlanan 
Anlaşma Belgesinin Hukuki Niteliği ve 
Anlaşma Belgesine Karşı 
Başvurulabilecek Hukuki Çareler

The Legal Nature of Mediation Settlement Agreements and
 Possible Challenges Against Settlement Agreements

Büşra CÖMERT, Ersin ERDOĞAN

Özel hukuk uyuşmazlıkları açısından bir mahkeme dışı uyuşmazlık çözüm yöntemi olan arabuluculuk 2013 yılının Kasım ayından itibaren ülkemiz açısından da bir alternatif olarak bireylerin kullanımına sunulmuştur. 22 Haziran 2013 tarihinde yürürlüğe giren 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu, hukukumuz açısından önemli bir yeniliğe hizmet etmekte, ancak ilk olması sebebiyle pek çok eksikliği de bünyesinde barındırmaktadır. Bu çalışmada, arabuluculuk yönteminin sonucunda ortaya çıkan anlaşma belgesinin hukuki niteliği ve sonuçları incelenmiştir. Özellikle, anlaşma belgesine karşı başvuru yollarına ayrıca değinilmiştir.

Arabuluculuk, Anlaşma Belgesi, İrade Sakatlığı, İş Uyuşmazlığı.

Mediation for civil cases has a legal ground in Turkey as an alternative dispute resolution in Code No.6325 since 2013. The new Code has brought fast and cheap way to settle disputes, but also has some deficiencies. In this paper, we analyzed the legal nature and the consequences of settlement agreements. In addition to this, we try to discuss ways to challenge against this settlement agreement.

Mediation, Settlement Agreement, Defective Will, Labour Disputes.

Giriş

6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu1  22 Haziran 2012 tarihinde, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği2 26 Ocak 2013 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanmış ve her iki düzenleme 22 Haziran 2013 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 14 Kasım 2013 tarihinde ilk arabulucunun, arabuluculuk siciline kaydolması ile birlikte, hukuk uyuşmazlıklarının çözümü noktasında hukuken ve fiilen arabuluculuk bir seçenek olarak ortaya çıkmıştır.

Arabuluculuk Kanununun 18’inci maddesi, arabuluculuğa başvuran tarafların anlaşması durumunda ne yapılması gerektiğini düzenlemektedir. Buna göre, tarafların anlaşması durumunda, kapsamı taraflarca belirlenecek bir anlaşma belgesi hazırlanır ve bu belge taraflar ile arabulucu tarafından imzalanır. Keza taraflar, söz konusu anlaşma belgesine, icra edilebilirlik şerhi verilmesini talep edebilir. İcra edilebilirlik şerhini içeren anlaşma belgesinin ilâm niteliğinde olacağı öngörülmektedir.

Anlaşma belgesinin icra edilebilirlik şerhi alınmadan önce hukukî niteliğinin ne olduğu konusu Kanunda düzenlenmemiştir. Yalnızca 18’inci maddenin son fıkrasında, icra edilebilirlik şerhi verilmeden anlaşma belgesinin resmi bir makamda kullanılmak istenmesinden söz edilmekte ve bu durumda damga vergisinin maktu olarak alınacağı öngörülmektedir.

Arabuluculuk Kanununun 18’inci maddesinin üçüncü fıkrasında, icra edilebilirlik şerhi verilmesinin bir çekişmesiz yargı işi olduğu belirtilmiş ve mahkemenin şerh verebilmek için inceleyeceği hususlar düzenlenmiştir. Buna göre, icra edilebilirlik şerhi için müracaat edildiğinde mahkeme anlaşma belgesine ilişkin yalnızca iki hususu denetleyebilir. Birincisi, anlaşma belgesine konu uyuşmazlığın arabuluculuğa elverişli olup olmadığını inceler. İkincisi, anlaşma belgesinin içeriğinin cebri icraya elverişli olup olmadığını denetler. Bu iki husus dışında anlaşma belgesinin içeriğine/esasına ilişkin bir denetim yapabilmesi mümkün değildir. Bu çalışmada, anlaşma belgesinin yanılma, aldatma veya korkutma sonucu hazırlandığı iddiasının, icra edilebilirlik şerhi verilmesine ilişkin yargılamada ileri sürülüp sürülemeyeceği sorunu incelenecektir. Bu sorunun cevabı da yine anlaşma belgesinin (icra edilebilirlik şerhi almadan önce veya aldıktan sonra) hukukî niteliği ile doğrudan ilgilidir. Şayet bu soru olumsuz cevaplanır ise, yanılma, aldatma veya korkutma yolu ile anlaşma belgesini imzaladığını iddia eden tarafın, başvurabileceği herhangi bir hukukî çare olup olmadığı tespit edilmelidir.

Bu çerçevede, öncelikle arabuluculuk kurumu kısaca açıklandıktan sonra, arabuluculuk anlaşma belgesinin hukukî niteliği, yukarıda değerlendirilen muhtemel sorunlar açısından incelenecektir.

I. Arabuluculuk Kavramı

Arabuluculuk Kanununun 2’nci maddesi ve Yönetmeliğin 4’üncü maddesinde arabuluculuk; “Sistematik teknikler uygulayarak, görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, onların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren, uzmanlık eğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla ve ihtiyarî olarak yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemi” şeklinde tanımlanmıştır.

Buna göre arabuluculuk, temelinde tarafların iletişim kurması ve müzakere etmesini barındıran bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Uyuşmazlığın tarafları, söz konusu iletişim ve müzakere ortamının yaratılması açısından, bu alanda eğitim almış, uzman bir üçüncü kişiden, yani arabulucudan, yardım almaktadır. Tarafsız ve bağımsız olması gereken üçüncü kişinin görevi uyuşmazlığı çözmek değildir. Yalnızca uyuşmazlığın çözülmesi konusunda taraflara yardımcı olmaktır3 . Her ne kadar hâlihazırda yürürlükte bulunan hükümler çerçevesinde arabulucunun taraflara bir çözümü dayatması söz konusu olmasa da 12.10.2017 tarihli ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 17’nci maddesiyle, Arabuluculuk Kanununun 15’inci maddesinde yapılan değişiklikle, arabulucunun çözüm önerisinde bulunma imkânı getirilmiştir. Buna ek olarak, yine 7036 sayılı Kanunla, arabulucunun tanımına da “tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde çözüm önerisi de getirebilen” ibaresi eklenerek arabulucunun yetkisi genişletilmiştir. Arabulucunun çözüm önerisinde bulunma yetkisi, sadece Arabuluculuk Kanununun kapsamına giren uyuşmazlıklarda değil, iş hukuku uyuşmazlıklarında da söz konusu olmaktadır. Nitekim, İş Mahkemeleri Kanununun 3’üncü maddesinin yirmibirinci fıkrası uyarınca, “Bu maddede hüküm bulunmayan hâllerde niteliğine uygun düştüğü ölçüde 7.6.2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu hükümleri uygulanır” denilmek suretiyle, kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebine ilişkin uyuşmazlıkların önüne geldiği arabulucu, çözüm önerisi getirme yetkisini haiz olmuştur. Ancak yine çözüm üzerinde anlaşacak olan taraflardır. Keza yine bu tanım çerçevesinde arabuluculuğun temelinde taraf iradeleri yatmaktadır4 . İradîlik kendisini üç noktada gösterir. Birincisi yönteme başvuru noktasındadır. Taraflar, ancak isterlerse arabuluculuk yöntemini dener. Tarafların bu manada sürece zorlanması düşünülemez. Nitekim arabulucu, tarafların, sadece iletişim kurmalarını ve birbirlerini anlamalarını sağlamak için vardır ve bir çözüm olacak ise, bu ancak tarafların onu istemesi hâlinde mümkündür5 . Ancak İş Mahkemeleri Kanununda, arabuluculuk yönteminin denenmesi açısından tarafların zorlandığı görülmektedir6 . Nitekim Kanunun 3’üncü maddesi ile arabulucuya başvurmak bir dâvâ şartı olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla, İş Mahkemeleri Kanununa tabi uyuşmazlıklar açısından başvuru noktasında iradîlikten vazgeçilmektedir. İkincisi, sürece devam edip etmemek tamamen tarafların isteğine bağlıdır. İş Mahkemeleri Kanununda da bu konuda bir farklılık getirilmemektedir. Üçüncüsü ise, anlaşıp anlaşmamak konusu tamamen tarafların iradesine bırakılmıştır. Arabuluculuk kurumunun zikredilen bu iradî niteliği, süreç sonunda ortaya çıkan anlaşma belgesinin hukukî niteliği ve değerlendirilmesi açısından da önem taşımaktadır.

Şu hâlde arabuluculuk sürecinin başlayabilmesinin temel koşulu, tarafların bu konuda anlaşmalarıdır. İşte tarafların uyuşmazlığın ortaya çıkmasından önce veya sonra, söz konusu uyuşmazlığı çözmek için arabuluculuğa başvuracaklarını öngören sözleşmeye, arabuluculuk sözleşmesi denilmektedir7 . İlk ve aslî etkisini usûl hukuku alanında doğuran bir usûl sözleşmesi olan arabuluculuk sözleşmesine ilişkin olarak Arabuluculuk Kanununda herhangi bir hüküm sevk edilmemiştir. Bu nedenle, arabuluculuk sözleşmesi herhangi bir şekle de tabi değildir. Dolayısıyla, taraflar diledikleri şekilde (yazılı, sözlü, elektronik posta, whatsapp yahut kısa mesaj vs. ) uyuşmazlığın arabuluculuk sürecinde çözülmesini kararlaştırabilir.

İradîliğin önemli bir sonucu olarak arabuluculuk sözleşmesinin bir tarafının, diğer tarafa karşı, arabuluculuk sürecinde bulunmaya zorlamak maksadıyla dâvâ açabilmesi veya açılmış olan dâvâya arabuluculuk sözleşmesi sebebiyle -örneğin ilk itiraz olarak- karşı koyabilmesi mümkün değildir.

Alman hukukunda, Türk hukukundan farklı olarak, ibra sözleşmesinden hareketle şu şekilde değerlendirme yapılmaktadır8 : Taraflar anlaşarak aralarındaki hukukî ilişkiyi sona erdirerek, mevcut olmadığını kararlaştırabilmekteyse, evleviyetle -argumentum a fortiori- söz konusu hukukî ilişkiyi belli şartlarla sınırlayabilmelidir. İşte bir uyuşmazlığa ilişkin arabuluculuk sözleşmesinin yapılması durumunda da tarafların geçici olarak dâvâ açma haklarından feragat ettikleri (DilatorischerKlageverzicht) kabul edilmektedir. Yine Alman hukukunda, hâkimin söz konusu geçici feragati re’sen dikkate alamayacağı ve fakat tarafların ilk itiraz olarak ileri sürebilecekleri ifade edilmektedir. Alman Federal Mahkemesi de “uzlaştırma” hakkında verdiği bir kararında, uzlaştırma sözleşmesine rağmen dâvâ açılması durumunda, tarafların bunu tahkim ilk itirazında olduğu gibi bir ilk itiraz olarak ileri sürebileceklerini belirtmiştir9 .

Belçika'da Medenî Usûl Kanununda ise, bu hususa yönelik açık bir düzenleme bulunmaktadır. Bu düzenlemeye göre, sözleşmeye rağmen dâvâ açılması hâlinde karşı tarafın arabuluculuk sözleşmesini ilk itiraz olarak ileri sürebileceği ve bu hâlde hâkimin karşı tarafın görüşünü almadan dâvâya devam edemeyeceği kabul edilmiştir10 .

Kaliforniya'da verilen bir mahkeme kararında ise, arabuluculuk sözleşmesine rağmen mahkemeye başvurulması hâlinde başvuruyu yapan tarafın, karşı tarafın avukatlık ücretini ödemeye mahkûm edilmesine karar verilmiştir11 .

Benzer değerlendirmelerin (ilk itiraz olarak ileri sürülebilme) Türk hukuku açısından da yapılması, hem Hukuk Muhakemeleri Kanununun 116’ncı ve 117’nci maddeleri hem de 6325 sayılı Kanunun 3’üncü maddesi nedeniyle mümkün görünmemektedir. Ayrıca bu tür bir zorlama, pratik açıdan anlamsızdır ve aşırı şekilcilik sonucunu doğurur. Zira arabuluculuk sürecine devam etmek istemediğini beyan eden tarafın, bunu mutlaka bir arabulucu önünde ifade etmesini istemenin izahı güçtür.

Bir an için arabuluculuk sözleşmesine aykırı davranılması durumunda, aynen ifayı talep etmek iradîlik gereği mümkün olmadığını için, ortaya çıkan müspet zararın tazmini yoluna gidilmesi düşünülebilir. Ancak, arabuluculuk sürecine dâhil olunmadığı için ortaya bir zarar çıkması ihtimali çok düşük olduğundan, fiilen diğer tarafa karşı tazminat dâvâsı açılabilmesi de neredeyse imkânsızdır. Burada olsa olsa, bir taraf arabuluculuk sözleşmesine güvenerek, arabuluculuk faaliyetinin gerçekleştirilmesine yönelik birtakım masraflar yapmışsa, Türk Borçlar Kanununun 112’nci ve devamı maddelerinde düzenlenen sözleşmeye aykırılık hükümlerine göre bunların talep edilebilmesi mümkün olur12 . Örneğin, bir arabuluculuk merkezinde yahut bir otelde arabuluculuk görüşmeleri için bir yer rezervasyonu yapılmışsa, arabuluculuk sözleşmesine rağmen arabuluculuk sürecine katılmayan tarafın, rezervasyon sebebiyle ortaya çıkan söz konusu zararı tazmin etmesi icap eder.

II. Anlaşma Belgesinin Hukukî Niteliği

Kanunun emredici hükümleri çerçevesinde tarafların iradesine dayalı olarak yürütülen arabuluculuk süreci sonunda tarafların uyuşmazlık açısından bir çözüme varmaları hâlinde, varmış oldukları bu çözümü anlaşma belgesi hâline getirebilmeleri mümkündür. Keza yukarıda belirtildiği üzere, taraflar söz konusu anlaşma belgesine ilişkin olarak mahkemeden bir icra edilebilirlik şerhi de alabilir. Zikredilen şerhi içeren anlaşma belgesinin de ilâm niteliğinde olduğu açıkça hem Arabuluculuk Kanununun 18’inci maddesinde hem de Yönetmeliğin 22’nci maddesinde düzenlenmiştir.

Anlaşma belgesinin icra edilebilirlik şerhi alınmadan önce hukukî niteliğinin ne olduğu konusu ise Kanunda düzenlenmemiştir. Yalnızca Kanunun 18’inci maddesinin son fıkrasında ve Yönetmeliğin 22’nci maddesinin üçüncü fıkrasında, icra edilebilirlik şerhi verilmeden anlaşma belgesinin resmi bir makamda kullanılmak istenmesinden söz edilmekte ve bu durumda damga vergisinin maktu olarak alınacağı öngörülmektedir.

Arabuluculuk Kanununun 18’inci maddesinin üçüncü fıkrası ve Yönetmeliğin 22’nci maddesinin üçüncü fıkrasında, icra edilebilirlik şerhi verilmesinin bir çekişmesiz yargı işi olduğu belirtilerek mahkemenin şerh verebilmek için inceleyeceği hususlar düzenlenmektedir. Buna göre, icra edilebilirlik şerhi için müracaat edildiğinde mahkeme anlaşma belgesine ilişkin yalnızca iki hususu denetleyebilir. Birincisi, anlaşma belgesine konu uyuşmazlığın arabuluculuğa elverişli olup olmadığını inceler. İkincisi, anlaşma belgesinin içeriğinin cebri icraya elverişli olup olmadığını denetler. Bu iki husus dışında anlaşma belgesinin içeriğine ilişkin bir denetim yapabilmesi mümkün değildir. Fakat anlaşma belgesinin yanılma, aldatma veya korkutma sonucu hazırlandığı veya anlaşmaya yönelik gerçekten bir iradenin bulunmadığı iddia edilmekte olmasına rağmen, yukarıdaki iki hususta bir eksiklik yoksa, mahkemenin yine de icra edilebilirlik şerhi verip veremeyeceğinin cevaplanması gerekir. Bu sorunun cevabı da, yine anlaşma belgesinin hukukî niteliği ile doğrudan ilgilidir. Şayet bu soru olumlu cevaplanır ise, yanılma, aldatma veya korkutma yolu ile anlaşma belgesini imzaladığını iddia eden tarafın başvurabileceği bir hukukî çare olup olmadığı sorusuna cevap aramak gerekecektir.

;