Yargıtay Kararları Işığında, Tacir Olmanın
 Hüküm ve Sonuçları Hususunda
 6102 s. TTK’nın Getirdiği Düzenlemeler

The Regulations Brought by Turkish Commercial Code no. 6102 on
 the Provisions and Consequences of Being a Merchant in the Light of
 Supreme Court Decisions

Serhan DİNÇ

Tacir olmanın hüküm ve sonuçlarını; iflâsa tâbi olma, ticaret unvanı seçme kullanma, ticaret siciline ve odalara kaydolma ile ticari defterleri tutma zorunluluğu, ticari örf ve âdete tâbi olma, ticari iş karinesine tâbi olma, ücret ve fâiz isteme, ücret ve cezanın indirilmesini isteyememe, basiretli bir iş adamı gibi hareket etme, tacirler arasındaki belirli ihtar ve ihbarlarda şekle bağlı olma, satış ve mal değişimlerinde özel hükümlere tâbi olma olarak ifade etmek mümkündür. Çalışmada 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun bu hususta getirdiği yenilikler incelenecektir. Bu çalışma ve incelemeler yapılırken Yargıtay içtihatlarından yararlanılacaktır.

Tacir, Tacir Olmanın Hüküm ve Sonuçları, İflâs, Ticaret Unvanı, Ticari Defterler, Ticari İş Karinesi, Ücret, Basiretli İş Adamı, İhtar ve İhbar, Satış ve Mal Değişimi.

The provisions and the results of being a merchant can be stated as; being subject to bankruptcy, selecting and using the trade name, registering to trade register and chambers, the obligation to bookkeeping, being subject to commercial customs, being subject to commercial business presumption, asking for price and interest and not to ask for reduction in price and penalty, acting as a foresightful businessman, being bound to the form in certain warning and notification between merchants, being subject to special provisions in sales and exchange of goods. In this study novelties brought by the Turkish Commercial Code no. 6102 to this issue will be examined in the light of Supreme Court decisions.

Merchant, The Results of Being Merchant, Bankruptcy, Trade Name, Trade Books, Commercial Business Presumption, Price, Foresightful Businessman, Warning and Notification, Sale and Exchange of Goods.

I. Giriş

Tacir sıfatı, belirli bir ölçüde ticari faaliyetlerin yerine getirilmesini gerektirir. Ayrıca tacir olmak, toplumda ekonomik bir güce sahip olmayı ve önemli bir mevkii de elde tutmayı ifade eder. Bu sebeplerle, tacir sıfatına sahip olmanın bazı özel hükümlerinin ve sonuçlarının olması da doğaldır. Diğer bir ifadeyle, tacir olmak bazı nimetlere sahip olma ve bazı külfetlere katlanma sonucunu doğurur. Tacir, bazı faaliyetlerinde daha ağır bir sorumluluk taşıdığı gibi bazı durumlarda da lehine olarak ticari işin karşı tarafına bazı taleplerini ileri sürebilir. TTK m. 12/1’e göre, “Bir ticari işletmeyi, kısmen dahi olsa, kendi adına işleten kimseye tacir denir.” Gerçek kişilerde tacir sıfatının belirlenmesi bakımından ticari işletme kavramından hareket edilmiştir. Bir gerçek kişinin, tacir sıfatını kazanabilmesi için, şu üç unsurun varlığı şarttır: Bir ticari işletmenin mevcut olması, bir ticari işletmenin işletilmesi, bir ticari işletmenin kısmen dahi olsa o kişi adına işletilmesi. Adlarına ticari işletme işletilen tüm tüzel kişiler kural olarak tacirdirler. TTK m. 16/1’de tüzel kişilerin tacir sıfatı düzenlenmiştir. Tacir sıfatının ticari işletmeye bağlı olduğu düşünülürse, TTK m. 16/1’de yer alan hükmün sınırlayıcı olarak bir düzenleme getirmediği görülür. Zira genel kural, bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimsenin tacir sayılacağı yönündedir. TTK m. 16/1’in amacı, genel kurala istisna oluşturan bazı hususları düzenlemektir. Şöyle ki, TTK’nın 211’inci ve 304’üncü maddelerine göre kollektif ve komandit şirketler, sadece ticari işletme işletmek amacıyla kurulabilirler. TTK m. 331’e ve m. 573/3’e göre ise, anonim ve limited şirketler kanunen yasak olmayan her türlü ekonomik amaç ve konu için kurulabilirler. Anonim ve limited şirketler, esnaf işletmesi işletmek için de kurulabilirler. TTK m. 16/1, bütün ticaret şirketlerini tacir olarak saymıştır. TTK m. 124/1’e göre ise, ticaret şirketleri; kollektif, komandit, anonim, limited şirket ve kooperatiftir. Anılan şirketlerin tüzel kişiliği vardır. Bu sebeple şirketlerin ortakları ve yöneticileri değil, şirketin bizzat kendisi tacirdir.

TTK m. 16/1’e göre, amacına varmak için ticari işletme işleten dernek tacir sayılır. Dernekler manevi amaçlarla kurulur. 5253 sayılı Dernekler Kanununun 1’inci maddesi uyarınca ve Medenî Kanun m. 56/1’e göre, dernekler kazanç paylaştırma amacıyla kurulamaz ve bu amaçla faaliyet gösteremezler. Dernekler, ancak hayri, bedii, sportif ve kültürel amaçla kurulabilirler. Bununla beraber, derneklerde amaç ekonomik olmasa da araç ekonomik olabilir. Dernek ideal amacına ulaşmak için ekonomik bir faaliyette bulunabilir. Ticari işletme işleten dernek gibi derneğin işlettiği ticari işletme de tacir sayılacaktır. Derneğin işlettiği bu ticari işletmenin Ticaret Sicil Tüzüğünün 73’üncü maddesi gereğince ticaret siciline tescili gerekmektedir. Bir dernek birden fazla ticari işletme işletiyorsa bu ticari işletmeler ticaret siciline ayrı ayrı tescil olunmalıdır. TTK m. 16/2’ye göre, kamu yararına çalışan bir ticari işletmeyi, ister doğrudan doğruya ister kamu hukuku hükümlerine göre yönetilen ve işletilen bir tüzel kişi eliyle işletsinler, kendileri tacir sayılmazlar. Bir derneğin kamuya yararlı dernek olması, derneğin en az bir yıldan beri faaliyette bulunmasını ve derneğin amacının ve bu amacın gerçekleştirilmesi için girişilen faaliyetin ülke çapında yararlı sonuçlar verecek nitelikte ve ölçüde olmasını gerektirir (5253 sayılı Dernekler Kanunu m. 27). Bir derneğin kamuya yararlı dernek sayılabilmesi için, ayrıca Bakanlar Kurulu kararı da gereklidir (5253 sayılı Dernekler Kanunu m. 27). Kamuya yararlı derneklerin ticari işletmesinin de ticaret siciline tescil edilmesi zorunludur. TTK m. 16’da ticari işletme işleten vakıfların durumu düzenlenmiştir.

Medenî Kanunun 104’üncü maddesinde vakıfların hangi amaçlarla kurulamayacağı belirtilmiştir. Bunların arasında ekonomik amaç yoktur. Vakıflar ticari işletme işletmek amacıyla kurulabilir. Ticaret Sicili Tüzüğünün 76’ncı maddesine göre vakıfların kurdukları işletmeler ticaret siciline tescil edilmelidir. 6762 sayılı TTK m. 16/1’de ise ticari işletme işleten vakıfların durumu düzenlenmemiş olsa da anılan vakıfların da dernekler gibi tacir sayılması gerekirdi. 6102 sayılı Kanunda ise vakıfların durumu düzenlenmiştir. Burada ticari işletme işleten vakıfların mı yoksa bu vakıfların işlettiği ticari işletmelerin mi tacir sayılacağı tartışması karşımıza çıkar. Derneklerle ilgili tartışma ve kurallar burada da geçerlidir.

Tacir olmanın hükümlerini ve sonuçlarını ise; iflâsa tâbi olma, ticaret unvanı seçme ve kullanma, ticaret siciline ve odalara kaydolma ile ticari defterleri tutma zorunluluğu, ticari örf ve âdete tâbi olma, ticari iş karinesine tâbi olma, ücret ve faiz isteme, ücretin ve cezanın indirilmesini isteyememe, basiretli bir iş adamı gibi hareket etme, tacirler arasındaki belirli ihtarlarda ve ihbarlarda şekle bağlı olma, hapis hakkına sahip olma, satışlarda ve mal değişimlerinde özel hükümlere tâbi olma olarak ifade etmek mümkündür. Ayrıca ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedariki amacıyla yapılan işlemlerde, alacaklı, kanundan veya sözleşmeden doğan tedarik borcunu yerine getirmiş olmasına rağmen, borçlu, gecikmeden sorumlu tutulamayacağı hâller hariç, sözleşmede öngörülmüş bulunan tarihte veya belirtilen ödeme süresinde borcunu ödemezse, ihtara gerek olmaksızın temerrüde düşer.

II. İflâsa Tâbi Olma

Tacir, her türlü borcu için iflâsa tâbidir1 (6102 s. TTK2 m. 18/1, İİK m. 43). Ancak Türk hukukunda, iflâsa tâbi tutulan kişilerin, sadece tacirlerden ibaret olduğunu söylemek mümkün değildir3 . İcra ve İflas Kanunu4 m. 43’e göre iflâs yoluyla takip, tacir sayılan veya tacirler hakkındaki hükümlere tâbi bulunanlar ile özel kanunlarına göre tacir olmadıkları halde iflâsa tâbi bulundukları açıklanan kişiler hakkında yapılır.

Tacirlerin5 her türlü borçlarından dolayı iflâsa tâbi olmaları nedeniyle bir gerçek kişi tacirin, sadece ticari nitelikteki borçları için değil; ticari işletmesini ilgilendirmeyen şahsi borçları için de iflâsının istenmesi mümkündür. Tacir, iflâsını mahkemeden kendisi de isteyebilir. Ancak bazı durumlarda kendi iflâsını istemek zorundadır (İİK m. 178). Aksi durumda taksirli müflis sayılır ve hakkında ceza hükümleri uygulanır (İİK m. 310/10, TCK m. 162).

Yargıtay’a göre6 ; “İflâs hükümlerinin uygulanabilmesi için borç doğuran muamelelerin ticari iş olması yeterli olmayıp, borçlanan kişinin tacir sayılan veya özel kanunlarda (Bankalar Kanunu 17’nci madde) iflâs hükümlerine tâbi tutulan kişilerden olması gerekir. Anonim şirkete kefil olma veya anonim şirketin ortağı olma tacir sayılmak için yeterli değildir.”

;