La Bruyére’nin “Karakterler”inde 
Yargıçlar…

Remzi ÖZMEN

“Başkalarına karşı yapmamız gereken adaletin en önemli yanı, onu geciktirmeden hemen yerine getirmektir. Beklemek haksızlıktır.”

La Bruyére, “Karakterler”, s. 285

I. Giriş

Bir önceki sayıda La Bruyére’in “Karakterler” adlı yapıtında avukatlar üzerine yazdıklarını aktarmıştım. Hazır konuya girmişken, bu sayıda da La Bruyére’in yine “Karakterler” adlı yapıtında yargıçlar üzerine yazdıklarını anımsayalım...1

II. Alıntılar

1) “Yargıçların görevi adalet dağıtmaktır; meslekleri ise bu dağıtımı geciktirmektir. İçlerinden ancak birkaçı görevini bilir ve mesleğini uygular.”3

2) “Yargıç kişi, kentte başkadır, adliyede başkadır, sanki iki değişik insandır o. Evine dönünce öz aslını takınır: huyunu, suyunu, boyunu posunu, suratını değiştirir; artık ne o kadar sıkışık ne de o kadar namuslu gözükmek peşindedir.”4

3) “Çıraklık devresi olmayan, aşağıdan yukarıya yükselmeyen meslek yoktur; kusurları görmeden eğiten, tersine bu kusurlarla üstünlüğe erişen bir çalışma ve uygulama evresi görülür tümünde. Hatta kargaşalık ve karışıklık gibi gözüken savaşın bile kendine has kuralları vardır. İnsanlar bir bilgiye dayanmadan, önceden öğrenmeden ovalarda birbirlerini tümen tümen öldürmez, biçip doğrayamazlar; savaşı öğreten bir okul vardır. Ama sorarım size, yargılamayı öğreten okul hangisidir? Biliyorum, usül vardır, yasa vardır, töreler vardır; ama bunları iyice öğrenip sindirecek zaman, yeterince uzun zaman nerede? Ezilen bir durumdan saltanatlı bir duruma geçen bir delikanlının, parasıyla satın aldığı çıraklık devrinde, insanların hem canına hem malına temyiz hakkı tanımadan kıyan kararlar vermesine ne buyrulur?”5

4) “Sanatçının sanat yapışı gibi, kitap yazmak da bir meslektir: Yazar olmak için sadece akıl yeterli değildir, daha başka bir şeye sahip olmak gerekir. Yargıcın biri hakettiği üstün bir makama ulaşır. İşleri kolayca çözen becerikli bir kişi oluverir. Ama ahlakla ilgili bir kitap yazmaya kalkar, bu kitap, gülünç mü gülünç olur.”6

5) “Bizde asker yiğittir, cüppeli kişi de bilgindir; daha ötesine gitmeyiz, araştırmayız. Romalılarda, cüppeli kişi yiğit, asker de bilgindi; bir Romalı hem asker hem bilgindi.”7

6) “Bu kubbe altında rastlanmayan, rastlanacak gibi görünse de asla olmayacak şeyleri düşünürüm: Taraf tutmalarla bölünmeyen bir kent; birbirine bağlı aileler; birbirine güvenen kardeş çocukları; hırgürsüz evlilikler; sınıf kavgası yaratmayan din ve cenaze törenleri, kilise bağışları, buhurdan ve kutsal ekmekler; dedikodu, yalan ve çekişmelerin bulunmayışı; yargıçla başkanın, verici ile yargıç yardımcısının karşılıklı konuşabilmeleri; baş papazın şanuanlarıyle8 birlikte yaşayabilmesi, kilise şarkıcısını inletmeyen bir kilise yönetimi.”9

7) “Soylu kişiler, canlarını Devlet yoluna, kralın utkusuna adamışlardır; adalet adamlarına gelince, onlar, hükümdar yargılama işinden biraz olsun kurtarılmışlardır. İşte size işe yarayan iki yüce iş; insanların başarabildikleri en büyük iş. Ama gene de kılıçla cüppenin birbirlerini sevmeyişlerine bir türlü akıl erdiremem.”10

8) “Lütuf, iktidar, dostluk ve birlik duyguları, kimi yargıç için en haklı davalarda, zararlı olabilir; yoldan çıkmaya özenerek haksız işler yapma yoluna düşer onlar.”11

9) “Toplumda, neredeyse din ile adalet atbaşı gidecek, yargıçlar da papazlar gibi kendilerini Tanrı’ya adayacaklar. Yargıç sınıfını artık ne baloda dans eder göreceksiniz, ne de tiyatroya giderken; onlar küçümsenmelerine aldırış etmeyip sade ve alçak gönüllü giysiler içinde olacaklar. Onların dış görünüşlerini düzenleyen, onları ağırbaşlı ve saygıdeğer kılan yasaların gerekli oluşu, çok tuhaf gerçekten...1213

10) “Varislerin haklarını düzenleyen vasiyetnameler olmasaydı, bilmem insanlar arasındaki anlaşmazlığı düzeltecek mahkemelere ihtiyaç olabilecek miydi? Yargıçların işi, böylece katilleri, kundakçıları darağacına göndermek olacaktı. Odaların gizli köşelerinde,14 adli memurların salonunda gördüğünüz tüm bu kişiler kimlerdir? ...”15

11) “Yargıcın dikkatini çekmek, ona karşı saygısızlık olur; zira böylece bilgisine, hatta dürüstlüğüne bile güvenilmemiş olunur; ya da onu kendi tarafına çekmek ve kendisinden haksızlık etmesini istemek olur.”16

12) “Kentte, büyük ve küçük diye iki tür yargıç vardır: birincisi, mahkeme kurulunun hor görüp aşağıladığı büyük yargıç, hıncını küçük yargıçtan alır. Aralarındaki sınır, yani büyüğün nerede bitip küçüğün nerede başladığı hiç anlaşılmaz. Hatta, birinciliği yakıştıramadığımız gruba ikinciliği kabul ettiremezsiniz bile; tersine onlar, ağırbaşlı bir hal takınarak, paralar harcayarak üstün yargıçlar sınıfıyla yarış ederler; durmadan işlerinin soyluluğunu, mesleklerinin özgürlüğünü, konuşma sanatını, kişisel değerlerini ortaya atarak, iş karşılığı banker ya da partizan çocuklarından aldıkları, bin franklık torbalara hak kazandıklarını söylerler.”17

;