Gerekçeli Karar Taraflara Tebliğ Edilmeden 
Dosyanın Üst Yargı Mercilerine Gönderilmesi, 
Hak İhlallerine Neden Olabilir mi?

Akif YILDIRIM

I. Genel Açıklamalar

Anayasa'nın 36’ncı maddesinin birinci fıkrasında, herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş; ancak gerekçeli karar hakkından açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (Sözleşme) 6’ncı maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının kapsamına gerekçeli karar hakkının da dâhil olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) birçok kararında vurgulanmıştır. Dolayısıyla Anayasa’nın 36’ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsadığının kabul edilmesi gerekir1

Anayasa'nın 141’inci maddesinin üçüncü fıkrasında da, “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği, anılan Anayasa kuralı da gerekçeli karar hakkının değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulmalıdır2 .

Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir3 . Diğer taraftan gerekçeli kararı taraflara dinlenip dinlenmediklerini göstermektedir.

Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü iddiaya ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak derece mahkemeleri, kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilse de4 davanın esas sorunlarının incelenmiş olduğu gerekçeli karardan anlaşılmalıdır.

Gerekçeli kararın tebliği edilmemesi, kişinin kanun yollarına etkili şekilde başvurmasını engellediğinden, adil yargılanma hakkının bazı görünümleri açısından önem taşır. Çünkü gerekçesi bilinmeyen bir karara karşı gidilecek kanun yolunun etkin kullanılması mümkün olmayacağı gibi, bahsedilen kanun yolunda yapılacak incelemenin de etkin olması beklenemez5 . Diğer taraftan, sanığın “savunma için gerekli kolaylıklardan yararlanma hakkı" kapsamında gerekçeli kararın tebliğ edilmesi ve yargılama esnasında esaslı değişikliklerden haberdar edilmesi sağlanacak kolaylıklardır6 . Özgürlükten yoksun bırakmanın hukuki olmadığı yönündeki iddianın, gerekçenin öğrenilememesi nedeniyle temyiz merciine taşınamaması kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali sonucunu da doğurabilir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, hüküm tarihinden itibaren yedi ayı aşan bir süredir gerekçeli kararın dosyaya konulmamış olması nedeniyle başvurucunun, mahkûmiyete bağlı olarak tutukluluğun devamına ilişkin kararın görevli olmayan bir mahkeme tarafından verildiği, dolayısıyla özgürlükten yoksun bırakmanın hukuki olmadığı yönündeki iddiasını temyiz mercii önüne götürememesi sonucu ortaya çıkardığını, bu nedenle Anayasa'nın 19’uncu maddesinin sekizinci fıkrasının ihlal edildiğini belirtmiştir7 .

II. Hukuk Muhakemesinde Gerekçeli Karar Tebliğ Edilmeden Dosyanın Üst Yargı Mercilerine Gönderilmesi

Zorunlu nedenlerle, sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği ve temyiz süresinin de bu tarihten itibaren başladığı durumlarda temyiz nedenlerinin sağlıklı bir şekilde sunulabilmesi için taraflarca süre tutum dilekçesi verilmekte, o aşamada yalnızca temyiz iradesi ortaya konularak gerekçeli kararın tebliğinden sonra süresi içinde ayrıntılı temyiz nedenlerinin bildirilmesi mümkün olmaktadır. Kanuni dayanağı olmayan bu uygulama hak kayıplarının önüne geçilmesi amacıyla yargısal teamül olarak hukuk sistemimizde benimsenmiştir8 .

Uygulamada, Bölge Adliye Mahkemeleri faaliyete başlamadan önce iş mahkemelerinde, 8 günlük temyiz süresi tefhim ile başladığından, bir kısım mahkemeler gerekçeli kararı taraflara tebliğ etmemekte, bir kısım mahkemeler ise gerekçeli kararı her halde taraflara tebliğ etmektedir. Bu durum bazı davalarda, tarafların mahkemelerin gerekçesini bilmeden temyiz başvurusu yapmak zorunda kalmasına ve temyiz incelemesinde davanın taraflarının temyiz gerekçeleri bilinmeden inceleme yapılmasına neden olmaktaydı9 . Benzer durumlar istinaf kanun yolu bakımından da yaşanmaktadır.

Bu tür uygulamalar bireysel başvuruya konu olmuştur. Anayasa Mahkemesi meseleye gerekçeli karar hakkı yönünden yaklaşmıştır. Bir iş davasında, süre tutum dilekçesiyle yapılan temyiz başvurusunun Yargıtay’ca ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararı başvurucuya tebliğ edilmeden onanması nedeniyle temyiz talebinin mahkemenin gerekçesini bilinmeksizin yapılması ve başvurucunun itirazları alınmaksızın temyizin incelenmesi sebepleriyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır10 .

Başka bir başvuruda, işçilik alacağından kaynaklanan bir tazminat davasında gerekçeli kararın tebliğ edilmemesinden dolayı ayrıntılı temyiz nedenleri bildirilmeden hükmün Yargıtay tarafından onanması nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

“... [B]aşvuruya konu davada, başvurucunun Mahkeme tarafından 28/12/2012 tarihli celsede gerekçesi açıklanmadan tefhim edilen kısa karar üzerine sekiz günlük temyiz süresi içinde süre tutum dilekçesiyle yaptığı temyiz başvurusunda gerekçeli karar tebliğ edilmeden dosyanın Yargıtay Dairesine gönderildiği, başvurucunun ayrıntılı temyiz nedenlerini içeren 12/2/2013 tarihli dilekçesi Yargıtaya gönderilmiş ise de onama ilamının içeriğinden açıkça anlaşıldığı üzere dilekçenin Yargıtay tarafından değerlendirilmeden hükmün onandığı anlaşılmış; bu açıdan başvurucuya kararın gerekçesine karşı itirazlarını bildirme hakkı tanınmadan başka bir ifadeyle temyiz hakkını etkili bir şekilde kullanma imkânı sağlanmadan yargılamanın sonuçlandırılması nedeniyle mahkemeye erişim hakkına uyumlu bir yargılamanın yapılmadığı sonucuna ulaşılmıştır.”11

III. Ceza Muhakemesinde Gerekçeli Karar Tebliğ Edilmeden Dosyanın Üst Yargı Mercilerine Gönderilmesi

Mahkemeye erişim hakkı, sadece ilk derece mahkemesine dava açma hakkını değil eğer iç hukukta itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurma imkânı tanınmış ise üst mahkemelere etkili bir şekilde başvurma hakkını da içerir12 .

Mahkemeye erişim hakkı somut ve etkili olmalıdır. Erişim hakkının etkili olabilmesi için bireyin, haklarına müdahale eden bir işleme itiraz etmek üzere açık ve somut bir fırsata sahip olması gerekir13 . Bu bakımdan ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararı öğrenilemeden kanun yollarına başvurmak zorunda kalınmamalıdır14 . Davanın taraflarına gerekçeli mahkeme kararının usulüne uygun olarak bildirilmesi ve tarafların bu gerekçeye göre ayrıntılı itiraz nedenlerini bildirerek kanun yoluna başvurma hakkını kullanmaları, kanun yolunun etkili bir şekilde kullanılması ve bu suretle de hakkaniyete uygun yargılamanın sağlanması açısından zorunludur15 .

Diğer yandan Anayasa'nın 36’ncı maddesine "adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme’nin 6’ncı maddesinin (3) numaralı fıkrasının (b) bendinde, bir suç ile itham edilen herkesin savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkı düzenlenmiştir16 . Anayasa Mahkemesine göre, savunma için "gerekli kolaylık" kavramı şüpheliye/sanığa savunma için yardımcı olacak veya olabilecek zorunlu olan imkânları ifade etmektedir. Bu bakımdan kişinin savunmasını planlayarak mahkemeler önünde en uygun ve etkili şekilde yapılabilmesini mümkün kılacak bilgilere ulaşmasına imkân verilmelidir. Bu anlamda gerekçeli kararın tebliğ edilmesi sağlanacak kolaylıklardandır17 .

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü konuyla ilgili olarak, 21.6.2017 tarihinde (B. No: 2014/15969), hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının tefhim edilmesinden sonra verilen itiraz dilekçesi üzerine gerekçeli karar tebliğ edilmeden yetkili mahkemeye gönderilmesi ve ayrıntılı itiraz dilekçesi verme imkânı sağlanmadan itirazın incelenmesi nedenleriyle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik şikâyeti haklı bulmuştur.

Anayasa Mahkemesinin Değerlendirmesi;

Anayasa Mahkemesi özetle aşağıdaki değerlendirmeleri yapmıştır:

Başvurucunun, Mahkeme tarafından 30.6.2014 tarihli celsede gerekçesi açıklanmadan tefhim edilen kısa karar üzerine yedi günlük itiraz süresi içinde verdiği dilekçeyle yaptığı itiraz başvurusunda gerekçeli karar tebliğ edilmeden [hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin] dosyanın İstanbul Anadolu 6. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildiği ve başvurucunun Mahkemenin gerekçesini bilmediği için itiraz nedenlerini sunamadığı anlaşılmış; başvurucuya savunma için gerekli kolaylıklar ve itiraz hakkını etkili bir şekilde kullanma imkânı sağlanmadan yargılamanın sonuçlandırılması nedeniyle savunma için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olma ve mahkemeye erişim haklarına uyumlu bir yargılamanın yapılmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36’ncı maddesinde güvence altına alınan savunma için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olma ve mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

;